Kategoriler
Almanya Hayat Türkiye Yorum

Sokağa Çıkma Yasağı

Dün akşam 19.00 itibariyle Türkiye’de 18 günlük sokağa çıkma yasağı başladı. Öyle bir yasak ki bina bahçesine inmek bile yasak. Çocuklarımızı özellikle uyaracakmışız, evden çıkmayacaklarmış. Bu konuda site yönetimlerine yetki verilmiş. Bak sen şu işe. Kongre düzenlerken, bin kişiyle cenaze organizasyonu yaparken sıkıntı yok; ama benim çocuğum temiz hava almasın. Gerçekten çok mantıklı. Almanya’da yalnızlıktan kafayı yiyorduk, burda klostrofobiden öleceğiz.

Biz buraya geldik geleli, Berlin’de de belirli durumlarda geçerli olmak üzere sokağa çıkma yasağı gelmiş. Eğer son bir haftada 100 bin kişide 150 ve üstü vaka sayısı görülürse akşam 22’den sabah 6’ya kadar yasak varmış. Ama gece saat 12’ye kadar tek başına çıkmak serbest. Prediyabetik sonuç aldığımdan beri egzersize daha fazla dikkat etmeye çalışırken dışarı çıkıp yürüyememek, markete çıktığımda ise dışarda dahi maske takmak zorunda olmak çok sinir bozucu. Sırf bu yüzden Berlin’e dönme hayalleri kurmaya başladım.

Bir de dönüş için önce İstanbul’a geçmemiz gerekiyor; malum Adana’dan şu anda Berlin’e direkt uçuş yok. Aktarmalı almadık, çünkü gitmeden babamı da göreceğiz. Bizim uçağı iptal ettiler. 2 gündür e-devlet üzerinden seyahat izin belgesi almaya çalışıyorum ama daha sistemde form bile açılmıyor. Geçen sefer Antalya’da 199’u arayarak aynı işlemi yapmaya çalıştığımda en az yarım saat hatta beklemiş, aralarda hattın kesilmesine tanık olmuştum. Hayır bir de izin almadan çıksam, karşıma çıkan polisin inisiyatifine kalmış durumdayım; çünkü yayınlanan genelgede muğlak maddeler var. İkametim yurtdışında olduğu için normalde İstanbul yolu bana serbest görünüyor, ama 1 hafta önceden gitmeye kalktığımda serbest mi, değil mi belli değil.

Bir de alkol satışını yasaklamışlar 18 gün. Bir güruh var, pandemiyle uğraşıyormuşuz, alkol yasağını dert etmemiz çok saçmaymış. Çok alakalı ya zaten. Hazır Ramazan ayına da denk geliyor, kafalarına göre yasak koyuyorlar, bir de saçma bir şekilde destek görüyorlar. Neymiş, Avrupa’da da yasakmış. Tabii canım, yasak. Evet.

Kategoriler
Hayat İçmek Yemek

Yasaklar İşe Yaramaz

Her gün yeni bir yasaklama girişimi duyuyorum. Üstelik global veya yerel fark etmiyor; Türkiye tekelinde hükümet ya da valilik nezdinde yeni yasaklar geliyor. İktidarın dördüncü dönemine girmesiyle beraber, eldeki gücün verdiği güvenle keyfi yasaklar da geliyor. Araştırmadan, sonuçlarını düşünmeden ve adete tekdüze yaşamı zorlarcasına… Ama şimdiki konumuz tekdüzelik değil: Yeni öğrendiğimiz üzere Adana Valiliği sözlü olarak Adana Rakı Festivali‘ni yasaklamış. İşe yarayacak mı? Sanmıyorum.

Son birkaç yıldır adını duymaya başladığım festivale (sonunda) bu yıl katılabilmek için uçak biletlerimizi çoktan almıştık. İstanbul’da yaşadığımız için ha deyince Adana’ya gitmek kolay olmuyor. Üstelik Adana’ya gitmek bizim için bir ihtiyaç. Hele ki kafa dengi insanlarla beraber olmak ayrı bir ihtiyaç. Her ne kadar İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde yaşasak da, son yıllarda güdülen politikalar ve iktidarın süregelen kutuplaştırıcı demeçleri hep beraber (mânen) rahat yaşamayı zor kılıyor. O kadar ayrıştık ki, aynı kafada insanlarla beraber olmak bizim için bir ihtiyaç hâline geldi. Adana’da kafa dengi binlerce insanla kadeh kaldıracak olmak beni bu yüzden heyecanlandırıyor.

İktidarın güttüğü politika da aslında tam olarak bu tarz bir yaşamı vaadediyor: Aynı kafadaki insanları bir arada yaşatmak. Ama bir fark var… Aynı kafadaki insanların sadece kendi düşüncelerini benimsemesini ister gibi bir halleri var. Adana Valiliği’nden gelen açıklama, toplumumuzun içki içmesini yasaklayamayız ama hoş da göremeyiz, şeklinde. Yasaklayamıyorlar ama yasak. Bir araya gelip içemezsiniz, diyorlar. Ancak bu tarz yasaklarla bireylerin hayatını istedikleri yönde değiştiremeyeceklerinin farkında değiller.

Yasaklar işe yaramaz. Klişe bir laf vardır, yasak olan tatlıdır, diye. Bu klişenin ötesine geçip, yasakların, bireylerin davranışlarını değiştirmeye yönelik pozitif bir etkisi olamayacağını söylemek yanlış olmaz. İnsan davranışları ve düşünceleri, ancak bireyin ben davranışımı değiştiriyorum, çünkü böyle bir sebebim var, demesiyle değişebilir. İçten gelmelidir. Alkolün bir toplumdaki kullanım oranını azaltmak istiyorsan yasaklamazsın, alkolün birey üzerindeki etkilerini ona göstermeye çalışırsın. Birey bu zararları görebilirse kendiliğinden alkol alımını azaltır ya da bırakır. Bırakmazsa da bu onun kendi seçimidir; milyarlarca yıldır var olan şu dünyada hepi topu 70-80 yıl geçirecekken, onun elinden özgür seçimlerini alamazsın. Ha diyorsan ki toplum tek tip olsun, biz insanların yaşamasını değil, sadece hayatta kalmasını istiyoruz, o zaman başka. O zaman zaten sen sadece toplum olarak varlığını sürdürürsün, bireysellik yok olur. Böyle bir toplum nasıl olurdu, merak edenler Kuzey Kore örneğini inceleyebilir.

Peki ne oldu şimdi Adana Rakı Festivali‘ne? Katılımcılar festivali herhangi bir otorite altında yapmadığı için, hemencecik adını değiştirdiler: Adana Kebap Festivali. Sen misin rakı festivali yapılmasını istemeyen? Adana sevdalıları toplanıp hep birlikte o gece kebabını, ciğerini yiyecek. Yanında ister rakısını, şalgamını, isterse de ayranını içecek. Maksat gönüller bir olsun.

Bakalım neler olacak? 12-13 Aralık’ta göreceğiz.