Kategoriler
Hayat Kitap

Öncelikler

Yapmayı en çok istediğin şeyi şimdi yapmak lazım. Ben bunu öğrendim. Birkaç yıldır Zorba’yı okuyayım diyordum. Kitap 348 sayfa. Hep daha kısa klasikler bulup Zorba’yı öteliyordum. Öncelikler üzerine araştırıp yazmaya başladıktan sonra fikrim değişti. Ne kadar uzun olursa olsun, ne kadar karmaşık olursa olsun en çok istediğim şeyi ilk önce yapacağım. Zorba’yı aldım, okudum, bitirdim. Kararımdan dönmedim. Yapabileceğim en mantıklı şey zaten buydu.

Hayatım, belki birçok diğer insanınki gibi, bir şeyleri ötelemekle geçiyor. Her zaman yapacak daha farklı bir şey oluyor. Ama yarına sağ çıkamayabiliriz. Ya da 100 yıl yaşasak dahi, o istediğimiz şeyin yerine yaptığımız şeyi belki 100 yıl da geçse yapmamamız gerekiyor olabilir. O yüzden ya şimdi, ya hiç. Nikos’un Zorba’da kendiyle hesaplaştığı konu da bu değil miydi zaten? İlaç gibi geldin Aleksi Zorba. Bin yıl yaşayasın.

Kategoriler
Deneme Hayat

İnanç Özgürlüğü Üzerine

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre, her bireyin kendi inancını seçme ve bu inancına göre ibadet etme hakkı bulunuyor. Bu, teoride güzel bir düşünce olsa da ne yazık ki pratikte rahat uygulanabilen bir hak değil. Rahatça uygulanamamasının sebebi de yerleşik kültür ve bu kültürün getirdiği mahalle baskısı.

Türkiye’de inanç özgürlüğü üzerine bir tartışmanın içerisinde bulunursanız, duyacağınız şey, Türkiye’nin her vatandaşına inancını özgürce yaşama imkanı sunduğudur. Fakat bu ülkede inanç özgürlüğü demek, hıristiyansanız, yahudiyseniz ya da ateistseniz, insanların sizi müslüman yapmaya zorlamamaları demek. Dininizin ya da dinsizliğinizin gereklerini hakkıyla yerine getirmeye kalktığınızda ayıplanır ve Tanrıtanımazlıkla (!) suçlanırsınız. Yani teorik olarak, “ben müslüman değilim,” demekte serbestsiniz; ancak müslüman olmamanın getirdiği toplumsal baskıyla yaşamak zorundasınız.

İnanç meselesinden fazla uzaklaşmak istemesem de, inanç dışı bir örnekle durumun vehametini ortaya koymak istiyorum. Bu toplumu oluşturan insanlar, zaman zaman belli etnik kökene sahip (yahudi, kürt veya ermeni vb) başka insanlara karşı pek de toleranslı olmadıklarını gösterdiler. Üstelik etnik köken, kişinin değiştirmek istese de değiştiremeyeceği bir özelliği. Henüz farklı bir etnik kökeni tolere edemiyorken, toplumun çoğunluğunun sahip olmadığı bir inancı tolere edebilmek yakın zamanda mümkünmüş gibi gelmiyor.

Toplumların özgürlüğü kadar, bireylerin de toplumlardan bağımsız olarak özgür olabildikleri, refah bir ortam yaratabildiğimizde, güzel günlere bir adım daha yaklaşmış olacağız.

Kategoriler
Gezi Girişimcilik Hayat Kitap Sinema Tarih

Into The Wild: Bir Gezginin Hikayesi

Christopher Johnson McCandless, nam-ı diğer Alexander Supertramp. Daha 22 yaşındayken, bütün biriktirdiklerini bağışlayıp, arkadaşlarını ve ailesini geride bırakıp yollara düşen, özgürlük hayalleriyle yanıp tutuşan bir delikanlı. Into The Wild ise, onun hikayesini konu eden Oscar adayı bir film.

Alexander Supertramp
Alexander Supertramp

Spoiler yemek istemeyenler, yazının burdan sonrasını lütfen okumasın.

Fotoğraf, gerçek adı Christopher olan Alex’in gerçek fotoğrafı. Alaska’da, mucizevi bir şekilde bulduğu ve ev edindiği boş otobüsün önünde, kamerasını kurarak çektiği bir fotoğraf. Sırf bu fotoğraf bile Alex’in özgürlüğü bulduğunu, mutlu olduğunu kanıtlıyor.

Alex, Alaska’ya gitmeden önce ABD’yi ve Meksika’nın kuzeyini sadece bir sırt çantasıyla dolaşmış. Yürüyerek ve otostop çekerek. Alex’te hoşuma giden şey, her şeyi ama her şeyi arkada bırakabilmiş olması. Yola çıkarken henüz çok genç olduğunu, birçok şarta karşı hazırlıksız olduğunu önemsememesi, maddi açıdan sahip olduğu her şeyden bir çırpıda kurtulabilmesi ve sadece ve sadece hayatını yaşamak için kendini doğaya atabilmesi. Bu sadece yürek isteyen bir şey değil, aynı zamanda yapıldığında insanı hafifleten ve mutlu edebilen bir karar. İnsanlar her zaman için daha fazla eşyaya sahip olurlarsa daha mutlu olacaklarını düşünürler. Varlıklarından, insani ilişkilerinden vazgeçemezler. Halbuki durum çok farklıdır. Eşyanın kölesi olurlar. Alex ise adından dahi vazgeçebilmiş.

Alex’in diğer takdir ettiğim tarafı ise öğrenmeye açık oluşu, tecrübe edinmeyi yaşamanın temeli sayması. Başkası için yaşamaktansa insanın öncelikle kendini keşfetmesi gerekiyor. Bu keşif için de tek başına çıkılan bir hayat yolculuğundan daha güzel bir yöntem düşünemiyorum. Eğer son durağı olan Alaska’da geçirdiği 112 günün sonunda yemek zorunda kaldığı zehirli meyveler yüzünden ölmeseydi, eminim ki hayatına benliğini bulmuş biri olarak devam edebilirdi. Hayatım boyunca onun kadar cesur olabilmeyi ve insanların söylediklerini önemsememeyi diliyorum.

Bu güzel insanın bana öğrettiği çok şey var. Son mesajı ise, Douglas Adams’ın son mesajları gibi anlamlı:

“Mutlu Bir Hayat Yaşadım Ve Bu Yüzden Tanrı’ya Müteşekkirim. Hoşça Kalın, Tanrı Hepinizi Kutsasın”