Kategoriler
Deneme Hayat

İnanç Özgürlüğü Üzerine

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre, her bireyin kendi inancını seçme ve bu inancına göre ibadet etme hakkı bulunuyor. Bu, teoride güzel bir düşünce olsa da ne yazık ki pratikte rahat uygulanabilen bir hak değil. Rahatça uygulanamamasının sebebi de yerleşik kültür ve bu kültürün getirdiği mahalle baskısı.

Türkiye’de inanç özgürlüğü üzerine bir tartışmanın içerisinde bulunursanız, duyacağınız şey, Türkiye’nin her vatandaşına inancını özgürce yaşama imkanı sunduğudur. Fakat bu ülkede inanç özgürlüğü demek, hıristiyansanız, yahudiyseniz ya da ateistseniz, insanların sizi müslüman yapmaya zorlamamaları demek. Dininizin ya da dinsizliğinizin gereklerini hakkıyla yerine getirmeye kalktığınızda ayıplanır ve Tanrıtanımazlıkla (!) suçlanırsınız. Yani teorik olarak, “ben müslüman değilim,” demekte serbestsiniz; ancak müslüman olmamanın getirdiği toplumsal baskıyla yaşamak zorundasınız.

İnanç meselesinden fazla uzaklaşmak istemesem de, inanç dışı bir örnekle durumun vehametini ortaya koymak istiyorum. Bu toplumu oluşturan insanlar, zaman zaman belli etnik kökene sahip (yahudi, kürt veya ermeni vb) başka insanlara karşı pek de toleranslı olmadıklarını gösterdiler. Üstelik etnik köken, kişinin değiştirmek istese de değiştiremeyeceği bir özelliği. Henüz farklı bir etnik kökeni tolere edemiyorken, toplumun çoğunluğunun sahip olmadığı bir inancı tolere edebilmek yakın zamanda mümkünmüş gibi gelmiyor.

Toplumların özgürlüğü kadar, bireylerin de toplumlardan bağımsız olarak özgür olabildikleri, refah bir ortam yaratabildiğimizde, güzel günlere bir adım daha yaklaşmış olacağız.

Kategoriler
Hayat Kitap

Tembellik Hakkı – Paul Lafargue

Vedat Günyol’un çevirisini okumayı henüz bitirdim. 60 sayfalık kısa bir kitap ve Karl Marx’ın damadı Paul Lafargue tarafından bildiri niteliğinde kaleme alınmış ve 1883’ye yayımlanmış. Aşağıdaki alıntıları dönüp baktığımda bulabileyim diye buraya yazmak istiyorum.

Çocuk işçilerin çalışma koşullarını eğitimle desteklediklerini savunan Bay Scrive’a hitaben:

12 saat çalışma, hem de ne çalışma, 12 yaşında olmayan çocuklara kabul ettirilen! Materyalistler, bu Hıristiyanları, bu insanseverleri, bu çocuk cellatlarını fırlatacak bir cehennem olmadığına hayıflanacaklardır hep.

İşçilerin çalışma saatlerinin günde 3 saatle sınırlanması tezini savunurken:

Kapitalistleri, tahta ve demirden makinelerini geliştirmeye zorlamak için, ücretleri artırmak, et ve kemikten oluşan makinelerin (yani işçilerin) çalışma saatlerini azaltmak gerekir.

Niteliksiz işlerin karşılanması konusundaki gelecek vizyonumu 130 yıl önceden paylaşırcasına:

Hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan, azat eden, boş zaman ve özgürlük veren Tanrı olduğunu!