Kategoriler
İnsanlığın Kısa Tarihi Tarih

İnsan Seli

Dr. Yuval Noah Harari’nin verdiği “İnsanlığın Kısa Tarihi” adlı derse neredeyse 1.5 yıldan sonra devam ediyorum ve İnsan Seli olarak adlandırdığı bölümü tamamladım. Aldığım notlar aşağıda:

  • Homo Sapiens’ten önce hiçbir insan türü Afrika, Asya ve Avrupa kıtalarının oluşturduğu kara parçasının ötesine geçememiş. Fakat bu kara parçasının yakınındaki ada ya da adacıklara yüzerek veya gelgit etkisiyle suların çekildiği zamanlarda yürüyerek geçebilmişler.
  • Aynı şekilde, Amerika ve Avustralya kıtalarının da dahil olduğu bu kara parçaları arasında, hayvan ve bitki transferi de yapılamamış. Bu da, farklı kıtalardaki hayvan ve bitkilerin, milyonlarca yıl boyunca birbirinden bağımsız olarak evrimleştiği sonucuna çıkmaktaymış.
  • Bulunan Sapiens kemikleri sayesinde, bugün biliyoruz ki 45,000 yıl önce Sapiens Asya’dan Avustralya’ya geçmeyi başarmış. Ama nasıl geçtiklerini veya Avustralya’daki ekosisteme nasıl adapte olduklarını bilmiyoruz.
  • Teorilerden biri, Endonezya tarafındaki Sapiens’in, ilk taşıma ve/veya balık tutma amaçlı botları yaptıkları ve ilk denizaşırı kâşifler oldukları yönünde.
  • İlginç bir bilgi: Yunus ve balinaların ataları, kara canlılarıymış.
  • 50,000 yıl önce, Avustralya’da 50 kilonun üzerinde 24 çeşit hayvan yaşıyormuş. Sapiens’in ayak basmasıyla beraber, zaman içinde bu sayı 1’e düşmüş. Hâlâ hayatta olan bu hayvanın adı kırmızı kanguru.
  • Büyük hayvanların neslinin tükenmesi daha kolay. Çünkü hamilelik ve hamilelikler arası bekleme süreleri büyük hayvanlarda daha uzun. Aynı şekilde, bir doğumda dünyaya gelen yavru sayısı, diğer hayvanlara nazaran daha az oluyor.
  • Sürprize dayalı bir teori var. Sapiens, Avustralya’ya vardığında elinde önemli bir koz vardı: Sürpriz. Sapiens, tehlikeli görünmüyor; güçlü bir çenesi, sivri dişleri ya da salgılayabileceği bir zehri yok. Bu nedenle Avustralya’daki hayvanların da Sapiens’ten korkmalarına bir neden yoktu. Ancak görünüş her şey demek değil. Asya, Afrika ve Avrupa’daki hayvanlar Sapiens’ten korkmayı ve uzak durmayı öğrenmişken, Avustralya’daki hayvanların nesli, bunu öğrenemeden tükendi.
  • Sapiens, Avustralya’ya ulaştığında ateş kullanmayı iyi biliyordu. Daha rahat hareket edebilmek için etraflarındaki bitki örtüsünü yakmaya başladılar. Bu sıralarda okaliptüs ağaçlarının sayısı nispeten azmış. Okaliptüs ağacının özelliklerinden biri, ateşe karşı diğer ağaçlardan daha dayanıklı olmasıdır. Bu nedenle, okaliptüsler ayakta kaldı ve hatta sayıları da çoğalarak bugün kıtanın dominant bitki örtülerinden biri oldu.
  • Amerika kıtasına ilk göç, Sibirya üzerinden oldu. Sibirya ile Alaska arasındaki deniz seviyesi, insanların ve hayvanların iki kıta arasında yürümesine olanak veriyormuş. Milattan önce 10,000 yılında, Amerika kıtasının en güney noktasında dahi yerleşim varmış.
  • Sapiens’in Amerika kıtasında yayılması, o zamanki hayvansal ve bitkisel çeşitliliği de etkiledi. O zamanlar Kuzey Amerika’da 46, Güney Amerika’da 60 farklı cins memeli hayvan yaşıyordu — ki her bir cinsin altında birden çok hayvan çeşidi olduğunu belirtmekte de fayda var. Sapiens sadece 1000 ila 2000 yıl içerisinde, Kuzey Amerika’daki 34 cinsi, Güney Amerika’daki 50 cinsi tamamen yok etmeyi başarmış. Bu hayvanların arasında mamutlar ve şu ankinden çok daha büyük aslanlar da bulunuyor.
  • Avustralya ve Amerika kıtalarında yaşanan bu “nesil tükenme” olayları, dünya üzerindeki irili ufaklı bütün adalarda, Homo Sapiens’in adaya ayak basmasıyla her defasında gerçekleşmiş.
  • Nuh’un Gemisi’ni hepimiz biliriz. Bir sel gelir ve bütün hayvanların neslinin tükenmesine yol açar… Nuh’un bir erkek, bir dişi topladığı örnekler hariç. Yuval Noah Harari bir benzetme yaparak diyor ki; o sel aslında sudan değil, biz insanlardan oluşuyordu.
Kategoriler
Gezi Girişimcilik Hayat Kitap Sinema Tarih

Into The Wild: Bir Gezginin Hikayesi

Christopher Johnson McCandless, nam-ı diğer Alexander Supertramp. Daha 22 yaşındayken, bütün biriktirdiklerini bağışlayıp, arkadaşlarını ve ailesini geride bırakıp yollara düşen, özgürlük hayalleriyle yanıp tutuşan bir delikanlı. Into The Wild ise, onun hikayesini konu eden Oscar adayı bir film.

Alexander Supertramp
Alexander Supertramp

Spoiler yemek istemeyenler, yazının burdan sonrasını lütfen okumasın.

Fotoğraf, gerçek adı Christopher olan Alex’in gerçek fotoğrafı. Alaska’da, mucizevi bir şekilde bulduğu ve ev edindiği boş otobüsün önünde, kamerasını kurarak çektiği bir fotoğraf. Sırf bu fotoğraf bile Alex’in özgürlüğü bulduğunu, mutlu olduğunu kanıtlıyor.

Alex, Alaska’ya gitmeden önce ABD’yi ve Meksika’nın kuzeyini sadece bir sırt çantasıyla dolaşmış. Yürüyerek ve otostop çekerek. Alex’te hoşuma giden şey, her şeyi ama her şeyi arkada bırakabilmiş olması. Yola çıkarken henüz çok genç olduğunu, birçok şarta karşı hazırlıksız olduğunu önemsememesi, maddi açıdan sahip olduğu her şeyden bir çırpıda kurtulabilmesi ve sadece ve sadece hayatını yaşamak için kendini doğaya atabilmesi. Bu sadece yürek isteyen bir şey değil, aynı zamanda yapıldığında insanı hafifleten ve mutlu edebilen bir karar. İnsanlar her zaman için daha fazla eşyaya sahip olurlarsa daha mutlu olacaklarını düşünürler. Varlıklarından, insani ilişkilerinden vazgeçemezler. Halbuki durum çok farklıdır. Eşyanın kölesi olurlar. Alex ise adından dahi vazgeçebilmiş.

Alex’in diğer takdir ettiğim tarafı ise öğrenmeye açık oluşu, tecrübe edinmeyi yaşamanın temeli sayması. Başkası için yaşamaktansa insanın öncelikle kendini keşfetmesi gerekiyor. Bu keşif için de tek başına çıkılan bir hayat yolculuğundan daha güzel bir yöntem düşünemiyorum. Eğer son durağı olan Alaska’da geçirdiği 112 günün sonunda yemek zorunda kaldığı zehirli meyveler yüzünden ölmeseydi, eminim ki hayatına benliğini bulmuş biri olarak devam edebilirdi. Hayatım boyunca onun kadar cesur olabilmeyi ve insanların söylediklerini önemsememeyi diliyorum.

Bu güzel insanın bana öğrettiği çok şey var. Son mesajı ise, Douglas Adams’ın son mesajları gibi anlamlı:

“Mutlu Bir Hayat Yaşadım Ve Bu Yüzden Tanrı’ya Müteşekkirim. Hoşça Kalın, Tanrı Hepinizi Kutsasın”