Kategoriler
Bade Pia Hayat

İlk Gece

Dün Tuğçe’nin doğum günüydü. Bade doğduktan sonra ilk defa bir geceyi çocuksuz, baş başa geçirdik. Ailemizden uzak yaşıyoruz, pandemiden tokat yedik derken 3.5 yılda şunu yapmaya ancak fırsat bulabildik. Bade’nin bir süredir hazır olduğunu düşünüyorduk ama yine de çekincelerimiz vardı. Fakat beklentilerimize zıt bir şekilde çok da sorun yaşamadık. Tüm günü annemle geçirdi ve bunun üstüne hayatında ilk defa annesi ve babası yerine annemle uyudu. Sabah da sorunsuz bir şekilde uyandı. Elimde başka insanların çocuklarına dair veri yok, ama Bade’ye dürüst davranmamızın da sorun yaşamamız konusunda yardımı olduğunu düşünüyorum. Gece gelmeyeceğimizi, ancak ertesi gün geri geleceğimizi söyleyerek ayrıldık. Tabii bu noktaya kadar verdiğimiz sözleri tutmamızın ve asla yalan söylemememizin de bizim geleceğimize güvenmesinde büyük faydası var.

Biz ne yaptık? Güzel bir otelden oda ayarladık. SPA alanında vakit geçirdik, masaj yaptırdık. Restaurantı, barı kullandık ve tabiri caizse otelden hiç ayrılmadık. Kafamızda bir sürü acaba olsa da, dinlendik ve rahatladık. Tabii çok uzaklaşamadık; olası bir problemde hızlıca dönebilmek için evden yalnızca 15 dakika uzaktaydık. Yine de bizim için yarattığı fark büyük oldu: Yeni bir seviyenin kapılarını açmış gibi hissediyoruz.

Kategoriler
Araba Gezi Türkiye

Araç Yıkama

Kendimi bildim bileli arabam olmasını istedim; 2015’ten beridir de bir şekilde arabamız var. Almanya’da yaygın olmayıp da Türkiye’de yaygın olan şeylerden biri araç yıkamacılar. Götürüyorsun, aracını anahtarıyla beraber veriyorsun, 1-2 saat sonra dönüp iç-dış yıkanmış aracını geri alıyorsun. Bir yandan güzel, öte yandan anksiyete sebebi. Güzel, çünkü tozdan artık görünmeyen aracını almaya gittiğinde parladığını görüyorsun. Anksiyete sebebi, çünkü anahtarıyla beraber aracı yıkamacının inisiyatifine bırakıyorsun. Bu yıkamacı da her zaman tanıdık olmuyor.

Bugüne dek üç farklı arabamız oldu. İlki 10 yaşında bir Ford Fiesta idi. Güzel arabaydı ve ucuza almıştık. Yine de yıkamacıya bırakırken anksiyete yaşadım. Sonra 8 yaşında bir Volkswagen Passat’a geçiş yaptık. Passat’ta da aynı anksiyeteyi yaşadım; fakat genelde AVM içindeki yıkamacıya götürüyordum. Çanakkale’ye Starbucks’ta çalışmaya gidiyor, o sırada da arabayı yıkatıyordum. Fakat şimdi en büyük anksiyeteyi yeni arabayla yaşıyorum: Sıfır yaşında bir Volkswagen Golf; Almanya plakalı.

Öte yandan bu anksiyeteyi hafifleten güzel bir araç özelliği de var: Golf’un içinde internete bağlanabilen bir sim kart var. Bir de GPS özelliği var. Şu an araç yıkamada, ben de bu satırları evden yazıyorum. Telefonumu açıp aracın gerçekten nerde olduğunu, belirli bir km sürülüp sürülmediğini görebiliyorum. Bu tabii ki arabaya yapabilecekleri şeylerin listesini daraltmıyor, ama en azından arabayı alıp bir yerlere gitseler bunu anlık olarak görebilir ve ona göre sonraki eylemime karar verebilirim.

Kategoriler
Almanya Hayat Türkiye Yorum

Sokağa Çıkma Yasağı

Dün akşam 19.00 itibariyle Türkiye’de 18 günlük sokağa çıkma yasağı başladı. Öyle bir yasak ki bina bahçesine inmek bile yasak. Çocuklarımızı özellikle uyaracakmışız, evden çıkmayacaklarmış. Bu konuda site yönetimlerine yetki verilmiş. Bak sen şu işe. Kongre düzenlerken, bin kişiyle cenaze organizasyonu yaparken sıkıntı yok; ama benim çocuğum temiz hava almasın. Gerçekten çok mantıklı. Almanya’da yalnızlıktan kafayı yiyorduk, burda klostrofobiden öleceğiz.

Biz buraya geldik geleli, Berlin’de de belirli durumlarda geçerli olmak üzere sokağa çıkma yasağı gelmiş. Eğer son bir haftada 100 bin kişide 150 ve üstü vaka sayısı görülürse akşam 22’den sabah 6’ya kadar yasak varmış. Ama gece saat 12’ye kadar tek başına çıkmak serbest. Prediyabetik sonuç aldığımdan beri egzersize daha fazla dikkat etmeye çalışırken dışarı çıkıp yürüyememek, markete çıktığımda ise dışarda dahi maske takmak zorunda olmak çok sinir bozucu. Sırf bu yüzden Berlin’e dönme hayalleri kurmaya başladım.

Bir de dönüş için önce İstanbul’a geçmemiz gerekiyor; malum Adana’dan şu anda Berlin’e direkt uçuş yok. Aktarmalı almadık, çünkü gitmeden babamı da göreceğiz. Bizim uçağı iptal ettiler. 2 gündür e-devlet üzerinden seyahat izin belgesi almaya çalışıyorum ama daha sistemde form bile açılmıyor. Geçen sefer Antalya’da 199’u arayarak aynı işlemi yapmaya çalıştığımda en az yarım saat hatta beklemiş, aralarda hattın kesilmesine tanık olmuştum. Hayır bir de izin almadan çıksam, karşıma çıkan polisin inisiyatifine kalmış durumdayım; çünkü yayınlanan genelgede muğlak maddeler var. İkametim yurtdışında olduğu için normalde İstanbul yolu bana serbest görünüyor, ama 1 hafta önceden gitmeye kalktığımda serbest mi, değil mi belli değil.

Bir de alkol satışını yasaklamışlar 18 gün. Bir güruh var, pandemiyle uğraşıyormuşuz, alkol yasağını dert etmemiz çok saçmaymış. Çok alakalı ya zaten. Hazır Ramazan ayına da denk geliyor, kafalarına göre yasak koyuyorlar, bir de saçma bir şekilde destek görüyorlar. Neymiş, Avrupa’da da yasakmış. Tabii canım, yasak. Evet.

Kategoriler
Almanya Başımdan Geçenler Hayat Trafik Türkiye

Trafik

Birkaç gündür Adana’da araç kullanıyorum. Trafikte kafayı yeme noktasına hızlıca geldim. Bugün ara yoldan sağa dönerek ana yola çıkacağım. Arkamdaki dallama korna çalmaya başladı. Yanlışlıkla bastı herhalde diye düşündüm, çünkü ana yoldaki üç şeritte de akıcı bir trafik mevcut. Bu dallama arkadaş kornayı artırarak çalmaya başladı. Dönüp el kol hareketi yaptım, o da bana el kol hareketi yaptı, sağdaki petrol istasyonuna girecekmiş. Önüme iki metre işaret dikmişler. Hani şu ters üçgen olan var ya, “Yol Ver” anlamına gelen. O olmasa bile akan trafiğin içine dalmamı bekliyor, dallama. Hızlıca hatırladım ki Türkiye’deki trafik kuralları ve işaretleri sadece birer öneriden ibaret.

Kavşaklarda şeritleri ortalayıp geçenler mi dersin, makas atanlara mı söversin, arkadan kıçına kadar girenlerle mi uğraşırsın… Bozuk, iğrenç, kokuşmuş bir trafik mevcut. Ailemizin, arkadaşlarımızın yanında olunca kafamda çakan özlem dolu düşünceler direkt olarak kendini yurtdışında sahip olduğum huzur fikrine bıraktı. Zaten ülkeden çıkarken kafamda bu düşünceler vardı da, insan yeniye alışıyor ve eskiyi unutuyor. Ben bu trafiği her gün çeksem kafayı yerim. Zaten Türkiye’deyken de o noktaya gelmiştim. Geldiğimden beri şu trafikte küfretmediğim, sövmediğim, sinirlenmediğim bir gün bile olmadı.

Bir de “Yayalar Kırmızı Çizgimiz” diye sıfır denetim ve sıfır mantıkla tepeden kakma şekilde yaya önceliği getirmeye çalışmıyorlar mı… Birileri bir gün zarar görecek. Üç şeritli yola elli metrede bir yaya geçidi koymuşlar, yaya önceliği var diyorlar. Sen önce şehir içinde hız yapan ayıları eğit, ondan sonra yaya önceliği de getirirsin. Ben durup yayaya yol versem, sağımdan ayının biri 80’le geçiyor. Yaya karşıya geçmeye kalksa ahirete havale olacak. Ay geçen gün bir çift de bebek arabasıyla yaya geçidinden karşıya geçecek, kendileri ara refüjde duruyor, bebek arabasını yola çıkarmışlar. Kafayı yiyecektim. Dingilin biri gelip fark etmese, bebek arabasına çarpsa ne olacak? Resmen trafikte herkesin %100 dikkatini 360 derece yola vermesi gerekiyor. Bir insan araba kullanırken bu kadar yorulmamalı.

Kategoriler
Almanya Türkiye Yemek

T-Bone

Dünkü antrikot planım patladı. Biri benden önce davranıp o güzel (ve ucuz) organik antrikotu almış. Zaten bugün Rewe ana-baba günüydü. İlk defa girişte sepet almamı istediler; muhtemelen aynı anda içerde bulunan insan sayısını kontrol ediyorlar. Neyse ben de kilosu 20 Euro’dan T-Bone aldım. Yaklaşık 650 gram gelen bir parça. Yağ dağılımı hiç iyi değildi desem yerinde olur. Yine de döküm tava sağ olsun olabildiğince yumuşak yaptım, Bade de beğenerek yedi.

Bugün düşündüm de Türkiye’yle arada çok fark var. T-Bone’u Çanakkale’de kilosu 100 liraya alıyordum. Burda 20 Euro (170 TL). Türkiye’de alması zor. Burda pahalı bulsam da alırken pek düşünmüyorum. Üstelik Türkiye’deyken orta-üst seviye yaşıyordum. Burda direkt orta sınıfım.

Buna ek: Türkiye yıllar içinde çok değişmiş. Burda Egetürk diye bir marka var. Arada dana sosislerinden alıyoruz. 90’larda çocukluğumda yediğim Maret sosislerin tadını alıyorum. Belki o yüzden tadı çok güzel geliyor, bilmiyorum, ama tadı güzel be. Sosis yani sonuçta, işlenmiş bir et parçası. Fiyatlar artarken kalite o kadar düşmüş ki. Ne hale geldi, ne hale getirildi, ne hale getirdiler doğduğum yeri. Çok acı.

%d blogcu bunu beğendi: