Kategoriler
Kitap

Öz (Essentialism)

Türkçe’ye “Öz” olarak çevrilmiş. 2021 yılında bitirdiğim ilk kitap Essentialism oldu. Delivery Hero için yazdığım bir derlemenin üzerine bir kıdemli direktör bana bu kitabı önermişti. Daha önce başka yerlerde de okuduğum için aklımda direkt yer eden birkaç anektodu yazmak istedim.

Clayton Christensen’ın hafta sonunu ne olursa olsun koruması… Kendisi Innovator’s Dilemma ve Competing Against Luck gibi kafa açıcı kitapların yazarı bir Harvard Business School profesörü. Çalıştığı şirketin yöneticilerinden biri Cumartesi günü işe gelmesini isteyince, Cumartesi gününü ailesine ayırdığını söyleyerek reddetmiş. Yönetici takımın kalanını sırf Christensen yüzünden pazar günü işe çağırınca da, pazar Christensen o günü Tanrı’ya adadığını belirterek yöneticinin isteğini yine reddetmiş. İş için ailesine ve başka sözlerine ayırdığı zamandan vazgeçmemesi ve bunu kararlılıkla sürdürmesi benim için How Will You Measure Your Life? adlı kitabından kazandığım ciddi bir ders olmuştu.

Nobel ödüllü Daniel Kahneman’ın kaybetme üzerine edindiği bulgular… Yaptığı bir araştırmadaki denekleri iki gruba ayırmış. Gruplardan birindeki (A grubu) deneklere herhangi bir özelliği olmayan kahve kupaları dağıtmış. Diğer grup (B grubu) herhangi bir şey almamış. A grubundakilere, ellerindeki kahve kupasını nasıl bir fiyat gelirse satacakları sorulduğunda, alınan cevapların en düşüğü $5.25 olmuş. Aynı kupa B grubundakilere gösterildiğinde ise, kupayı almak için ödemek isteyecekleri en yüksek fiyat $2.75 olmuş. Kahneman bu araştırmayı her sayfasına hayran kalarak okuduğum Thinking, Fast and Slow adlı kitabında anlatıyordu. Sahip olduklarımıza normalde vereceğimizden çok daha fazla değer verdiğimiz gerçeğini yüzüme vurmuştu.

Charles Duhigg’in The Power of Habit kitabında anlattığı işaret, rutin ve ödül üçlüsü… Bu üçlü, alışkanlık döngüsünü oluşturuyor. Alışkanlık dediğimiz şey de, düşünmeden yaptığımız şeyler. Burdaki kafa açıcı nokta şu: Değiştirmek istediğimiz bir alışkanlığımız varsa, rutindeki davranışımızı değiştirmemiz gerekmiyor. Bizi davranışa götüren işareti bulup, bu işareti farklı bir rutine bağlamamız yetiyor. Diyelim ki iş biter bitmez bilgisayarı kapatıp elimize kumandayı alıp Netflix’i açıyoruz (artık ciddi bir topluluk uzaktan çalışıyor, değil mi?). Bu rutini kırmak için bilgisayarı kapatmayı işaret olarak görüp, bu işareti koca bir bardak su içmeyle ilişkilendirebiliriz. İşaret ile rutin arasındaki bağ kırıldığında, zamanla alışkanlığımız da değişecek.

Bahsetmek istediğim bir de negatif yorumum var. “İlerleme” başlığı altında yazar, evdeki herkesin nasıl da ekranla yapışık yaşadığından bahsediyor. Özellikle de çocuklarını bu şekilde büyütmek istemedikleri için, partneriyle beraber bir jeton sistemi oluşturuyorlar. Her hafta çocuklarına belli sayıda jeton veriyorlar. Çocuklar bu jetonları televizyon izlemek için kullanabiliyor. Kitap okumaya ayırdıkları zaman için de ekstra jeton kazanabiliyorlar. Yazar sistemin çalıştığını söylüyor. Fakat eğer çocuklarına kitap okuma alışkanlığı kazandırmak istiyorsa, planı bir noktada patlayabilir. Çünkü yaptığı şey kitap sevgisi kazandırmaktan çok, çocuklarına dışsal bir motivasyon kaynağı sağlamak. Bu da kitap okumak için içsel bir motivasyon kaynağına dönüşmeyebilir.

Kitabı birçok açıdan çok sevdim. Neden? Açıkça söylemek gerekirse yazar Greg McKeown’un anlattıklarının çoğuyla paralel düşüncelere sahibim. Bu düşünceleri çok güzel paketlemiş. Gayet de pozitif, motive edici bir kitap yazmış.

Bir Cevap Yazın