Kategoriler
Girişimcilik Hayat Kitap Üretkenlik Yorum

8 Saat

Günde 8 saat, haftada 5 gün çalışmanın insanı yok ettiğini düşünmeye başladım. Sanayi Devrimi’nden bu yana çalışan hakları hususunda çok yol aldığımızın farkındayım. Fakat aynı zamanda Sanayi Devrimi’nin de çok yeni olduğunu da unutmamak lazım. Paul Lafargue’ın Tembellik Hakkı‘nda anlattıkları, Andrew Smart’ın Autopilot‘unda verilerle ortaya koyduğu şekliyle insanın hiçbir şey yapmamaya olan ihtiyacı artık bana zorunlu görünüyor.

Teoriyi bir yana bırakalım. Şu sıra pandemi yüzünden aile ve arkadaşlarımdan uzakta, bebekli bir aile olduğumuzu da unutalım. Gerçekleri konuşalım. Yaklaşık bir haftadır yarı zamanlı çalışıyorum. Günde 4 saat, haftada 5 gün. Toplantıları bir yana ayırdığım zaman, işime çok daha kolay odaklanabiliyorum.

Gün içinde saat başına yapılan birim işin grafiğini çizsek, doğrusaldan ziyade logaritmik bir eğriyle karşılaşacağımıza inanıyorum. Belli bir saati geçtikten sonra saat başına alınan verimin özellikle masa başı işlerde düştüğüne çokça şahit oldum. Belki de işin sahibi biz olmadığımız içindir, kim bilir? Daha az saat vererek daha az kazanmaya razıyım; belki de kendi işimi ayağa kaldırana kadar.

Kategoriler
Almanya Hayat Yorum

Yerden Isıtma

İnsan yazları daha çok üşür mü? Üşürmüş. Evin yerden ısınması müthiş bir şey. Terlik kullanmayı bırakalı çok oldu; çünkü yalın ayak yere basmak inanılmaz keyifli. Hele ki dışarının buz gibi havası titrettiyse, yere basmak tüm sorunları çözüyor. Sırtım mı üşüyor? Yere yatıyorum, geçiyor. Aşırı güzel. Daha nasıl pazarlasam bilemiyorum.

Fakat gel gelelim, işler bahar zamanı sarpa sarmaya başlıyor. Hava belli bir derecenin üstündeyse ısıtma çalışmıyor ve yerler de dolayısıyla ısınmıyor. Normalde bunun ekstra bir sorun yaratmaması gerekir; ancak kış boyu sıcacık yerlere alışmış olan bünyeme, ısınmamış yerler buz gibi geliyor. Üşüyorum. Yaz vakti dahi ne kadar sıcak olursa olsun, düzenli olarak soğuğa basmak rahatsız ediyor.

Yine de güzel be. Yerden ısıtma iyidir iyi. Petek de yok hem, yerden de kazanıyorsun.

Kategoriler
Almanya Yemek Yorum

Sıkma

Tuğçe bugün sıkma yaptı. Çok özlemiş. Geçen gün denemek için Alpenhain’ın klasik Obazda’sını aldık. Bildiğin sıkma içi. Onun da etkisiyle Tuğçe hamur açtı, iç hazırladı, pişirmeye koyulduk. Pişirirken bana bir aydınlanma geldi; sıkmacı teyzelerin niye sürekli sac üstünde süpürge kullandıklarını anladım. Yapışmasın diye sıkma hamurunun üstüne un döküyorlar, o un da sacın üstünde yanıyor. Ben yanan unları tavadan peçeteyle ötelemeye çalışırken “ya,” dedim, “şöyle küçük bir fırça olsaydı ne güzel olurdu.”

Bu da böyle bir anımdır.

Kategoriler
Hayat Yazılım Yorum

Aşı

Bunu sosyal anlamda berbat geçen bir yılın ardından yazıyorum. Tüm dünyayı etkisi altına almış bir virüse karşı verilen topyekün mücadelenin sonucu olmuş olsa da, 1 yıldan kısa bir süre içinde toplu aşılama sürecine geçilmiş olması beni çok etkiledi. Hele ki bu sürenin hatırı sayılır bir kısmının testlere ayrılmış olması, işin mühendislik kısmının artık çok kısa sürdüğünü gösteriyor. Bu mühendisliği mümkün kılan da insanlığın bugüne dek bilime ve bilimsel düşünceye yaptığı yatırım.

mRNA aşılarının beni etkileyen diğer bir yanı ise yazılım mühendisliğini çokça andırması. Kas hücrelerinin, vücuda verilen bir dizi genetik talimatı çözmesi ve nihayetinde bu talimatlar sayesinde hedef virüse karşı antikor üretilmesi, iyi tasarlanmış bir sistemden farksız. Yazılımı son kullanıcıya sunduğumuzda bir süre gözlemlemeye devam ettiğimiz gibi, toplu aşılamayla da aşının faz 4 aşaması, yani piyasada gözetlenme süreci başlıyor. Umalım ki uzun vadeli sonuçları da iyi olsun!

Kategoriler
Yorum

Empati

Kadınlar kendilerini taciz eden erkekleri ifşa etmeye başladı. Ne kadar çok kişi ifşa ederse, bir o kadar insan da kendinde bu cesareti buluyor. Twitter’da sık sık ifşa hikayelerine denk gelmeye başladım. Sadece bir kısmını duyuyoruz; fakat bu kadarı bile kadınların ne kadar çok rahatsız edildiğini açıkça gösteriyor. Korkunç.

İfşa hikayelerinin altına yazılan yorumları görünce durumun vehameti daha iyi anlaşılıyor. Birçok erkek yol göstermeye çalışmış. Her ne kadar özünde iyi düşüncelerin sonucu olabilse de, erkekler olarak yol gösterebileceğimizi düşünmüyorum. Bizim anlayabileceğimiz ya da algılayabileceğimiz bir şey değil. Erkek olarak tacize uğradıysanız bir noktaya kadar anlayabilirsiniz; ancak daha iyi ya da daha kötü, aynı şey değil.

Empati, bu noktada yararlı bir yöntem. Kendimizi karşıdakinin yerine koymak, yaşadıklarını onun gözünden görmeye çalışmak olayları anlayabilmemiz için bir adım. Fakat ne yazık ki empati yeterli değil.

İngilizce’de bir deyim var: putting oneself in someone’s shoes. Deyim olduğu için ortada soyut bir anlatım mevcut; fakat basit açıklaması şu: Bir başkasını anlayabilmek için, onun ayakkabılarını giyip onun gibi yaşaman gerekir. Kimin söylediğini hatırlamıyorum, fakat bir başkasından da şöyle bir şey duymuştum: Başkasının ayakkabısını giymek yetmez, çünkü ayak yine senin ayağın.

Empati yeterli değil; çünkü her insanın yaşanmışlıkları farklı. Aynı yolu yürümeden, aynı ayaklara sahip olmadan bir başkasının yaşadıklarını haklı olarak değerlendirmek mümkün değil. O yüzden gidip de “tacize uğradığında şunu yapman gerekirdi, neden bunu yapmadın?” demek kadar yararsız bir eylem yok. Yardımcı olmak bir yana, tacize uğrayanı daha fazla yaralamaktan öteye gidememe olasılığı da mevcut.

Benim düşünceme göre yapılabilecek tek şey, tacize ihtimal verecek sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmak. Öteki türlü yaptığımız her şey wishful thinking.