Kategoriler
Almanya Yemek

Grom

Gelatoların şahı, sorbetlerin padişahı. İlk kez 2013’te Floransa’dayken tatmıştık. Sonra Siena’da bir daha. Ondan sonra da hayallerimizde kaldı. O arada Türkiye’de Cremeria Milano ile bir aşık attık; onlar da bu işi iyi yapıyor. Fakat Grom bambaşka. Daha iyisi elbette ki vardır ama bizim erişebildiğimiz en iyi gelato ve en iyi sorbetler Grom’dan. Almanya’da şubeleri yok; fakat geçen gün fark ettik ki Rewe’de bulabiliyoruz. Bizim şubede sadece antep fıstığı gelato ve çilek sorbet vardı. Ancak online satışta çok daha fazla ürün görünüyor.

Grom’u ilk tattığımız günü anlatan yazım.

Tabii direkt olarak mağazasından yiyememek üzücü. Fakat kutulu ürün aldığımız için içeriklerine de bakma şansına eriştim. Koruyucusuz, gerçek ürünler kullanarak yapıyorlarmış meğer. Belki de bu yüzden çok lezzetlidir. 7 yıl önce ilk yediğimizde bitter çikolata gelatosu ve armut sorbetsi favorimiz olmuştu. Fakat ben antep fıstığı ile de ayrı bir aşk yaşadım:

Kategoriler
Almanya Yemek Yorum

Sıkma

Tuğçe bugün sıkma yaptı. Çok özlemiş. Geçen gün denemek için Alpenhain’ın klasik Obazda’sını aldık. Bildiğin sıkma içi. Onun da etkisiyle Tuğçe hamur açtı, iç hazırladı, pişirmeye koyulduk. Pişirirken bana bir aydınlanma geldi; sıkmacı teyzelerin niye sürekli sac üstünde süpürge kullandıklarını anladım. Yapışmasın diye sıkma hamurunun üstüne un döküyorlar, o un da sacın üstünde yanıyor. Ben yanan unları tavadan peçeteyle ötelemeye çalışırken “ya,” dedim, “şöyle küçük bir fırça olsaydı ne güzel olurdu.”

Bu da böyle bir anımdır.

Kategoriler
MasterClass Yemek

Baharat

Dün ilk defa muhammara yaptım. Zaten bile isteye ilk defa Almanya’da yedim. Sonra Yotam Ottolenghi’nin basit tarifini görünce deneyeyim dedim. Baharatı biraz fazla kaçırmışım ama fena olmadı. Taze ürünlerden yiyecek bir şeyler yapmak çok iyi geldi. İçinde et olmayan bir şeyi, salata hariç, ilk kez yapmış olabilirim. Belki de ilk mezem bile olabilir. Neyse… Olay muhammara değil. Baharatlar.

Yotam’ın tarifinde kişniş ve kimyon var. İkisini de pek sevmiyorum, ama tarifi kendime göre değiştirmeden önce tarifi olduğu gibi yapıp görmek isterim. Yotam tarifte hazır baharat kullanmadı. Kişniş tohumu ve tane kimyonları tavada kavurdu ve sıcaklarken havanda ezdi. Ben de aynısını yaptım — fakat o nasıl bir koku! Aromaları öyle güzel açığa çıktı ki. Şu an evdeki tüm baharatlara “ben bunun öğütülmemişini nerde bulurum da, bu hale kendim nasıl getiririm?” diye bakmaya başladım.

Kategoriler
Almanya Hayat Yemek

Antrikot

Almanya’ya taşındığımızdan beri daha az antrikot ya da steak yemeye başladım. Her ne kadar çok daha çeşitli ve çok daha kaliteli etlere ulaşma şansı elde etmiş olsam da, hepsi de çok pahalı. Marketten alabildiğim en ucuz dana antrikot Jungbullen diye geçiyor ve kilosu 26 Euro. Bir sefer Türk marketinde 15 Euro civarına bulabildim ama antrikot demeye bin şahit ister. Nispeten kaliteli, yağlı ve yağ dağılımı fena olmayan Arjantin etleri var; onların da kilosu 40 Euro. Ordan öte bambaşka bir dünya var. Örneğin kolayca Wagyu bulabiliyorum ama bir yıl oldu, kendimi Wagyu pişirme kafasına sokamadım.

Lodge marka bir demir döküm tavam var. Ömür boyu garantili. Türkiye’de sattıkları kaplamalı döküm tavalar gibi değil. Seasoning adında bir işlemden geçiyor ve bunu yılda bir tekrarlamak gerekiyor. Doğru şekilde bakımını yaparsan da doğal olarak yapışmaz bir tava elde ediyorsun. Paslansa bile pası kazıyıp tekrar seasoning yaparak kullanmaya devam edebiliyorsun. Mutfakta en çok sevdiğim eşya olabilir. Sadece steak yapmak için kullanıyorum. %80 antrikot pişiriyorum. Geri kalan seferlerde kuzu külbastı, dana pirzola, nackensteak gibi şeyler de pişirdim.

Berlin’de kilosu 40 Euro olan Arjantin danasından alıyorum. Gerçekten güzeller. Türkiye’de alıp pişirdiğim tüm etlerden daha iyi. Aynı klasmanda değerlendirebileceğim tek et, Çanakkale’deki kasabımdan aldığım dana pirzola. Onu da her zaman bulamıyordum. Kasaba etler Biga’dan geliyordu ve kasap kendisi özenerek seçtiği danalardan, dry-aged pirzola yapıyordu. Kilosuna 100 lira veriyordum ve yağ oranı ile dağılımı, burda yediğim Arjantin’den gelen antrikotlarla çok benzerdi.

Şimdi hal böyle olunca kafam Çanakkale’ye gidiyor. Ordayken kafama göre, çok daha sık et alıp tüketiyordum. Burda et konusunda hala 40 Euro = 400 lira kafasından çıkamadım. Keza antrikotları da çok güzeldi ve onu da en pahalı 80 liraya aldığımı hatırlıyorum. 1 ila 5 kilo karşılaştırması yapmak biraz gülünç kaçıyor. Hele bir de eve dönüş yolunda kasaptan çıkıp yandaki balıkçıya uğrama şansımı da düşününce… Lüfer dahil çeşit çeşit balığı, kilosu en fazla 100 liradan alabilmek çok güzeldi. Bir de tabii git gel kurulan muhabbeti de düşününce, bazen diyorum ki niye bırakıp gittin?

Antrikottan buraya geleceğimi ben de düşünmemiştim. Sahi ya, dönsem her şeyi yerli yerinde bulabilir miyim?

Kategoriler
Hayat Yemek

Avokado

İlk kez yediğimde henüz olgunlaşmamışına denk gelmişim. Aylar sonra tekrar denedim, bu sefer de fazla pişmişti. Yıllarca uzak durdum. Tuğçe’nin düzenli şekilde avokado yemeye başlaması bende merak uyandırdı. Sonra Pia’ya öğünlük olarak avokado yedirmeye başlayınca fark ettim ki, avokadonun yenebileceği belli bir aralık var.

Daha önce bir İngiliz kahvaltıcısında tadıp sevdiğimden midir bilmiyorum. Bu aralar favori kahvaltım ekmek üstüne taze peynir, bol avokado, az pişmiş yumurta, kristal tuz, az öğütülmüş karabiber. Bazen buna sucuk da eşlik ediyor ama o kadar önemsemiyorum.

Sanırım bu kadar hızlı alışmamın ve bu kadar çok sevmemin nedenlerinden biri de avokadonun hayvansal gıda olmaması, bolca sağlıklı yağ barındırması. Yerken kendimden geçiyorum desem, sanırım yeridir.

Kapak fotoğrafı: Thought Catalog

%d blogcu bunu beğendi: