Kategoriler
Almanya Türkiye Yemek

T-Bone

Dünkü antrikot planım patladı. Biri benden önce davranıp o güzel (ve ucuz) organik antrikotu almış. Zaten bugün Rewe ana-baba günüydü. İlk defa girişte sepet almamı istediler; muhtemelen aynı anda içerde bulunan insan sayısını kontrol ediyorlar. Neyse ben de kilosu 20 Euro’dan T-Bone aldım. Yaklaşık 650 gram gelen bir parça. Yağ dağılımı hiç iyi değildi desem yerinde olur. Yine de döküm tava sağ olsun olabildiğince yumuşak yaptım, Bade de beğenerek yedi.

Bugün düşündüm de Türkiye’yle arada çok fark var. T-Bone’u Çanakkale’de kilosu 100 liraya alıyordum. Burda 20 Euro (170 TL). Türkiye’de alması zor. Burda pahalı bulsam da alırken pek düşünmüyorum. Üstelik Türkiye’deyken orta-üst seviye yaşıyordum. Burda direkt orta sınıfım.

Buna ek: Türkiye yıllar içinde çok değişmiş. Burda Egetürk diye bir marka var. Arada dana sosislerinden alıyoruz. 90’larda çocukluğumda yediğim Maret sosislerin tadını alıyorum. Belki o yüzden tadı çok güzel geliyor, bilmiyorum, ama tadı güzel be. Sosis yani sonuçta, işlenmiş bir et parçası. Fiyatlar artarken kalite o kadar düşmüş ki. Ne hale geldi, ne hale getirildi, ne hale getirdiler doğduğum yeri. Çok acı.

Kategoriler
Almanya Hayat Yemek

Son Tüketim Tarihi

Cumartesi akşamları steak günü. Bugün cuma; ben de yarın için marketten antrikot alacaktım. Baktım almak istediğim antrikotun son tüketim tarihi yarın. Almadım. Gidip yarın alacağım. Çünkü kilosunu 36 Euro’dan almak yerine yaklaşık 26 Euro’dan alacağım. Çanakkale’de kilosunu 80 liraya aldığım efsane Biga antrikotlarından sonra zaten moralim bozuk… Neyse.

Bunun ismi eskiden Son Kullanma Tarihi‘ydi. Şimdi yiyecek-içeçek özelinde düşününce Son Tüketim Tarihi daha mantıklı geliyor. Almanya’daki marketlerde hoşuma giden bir uygulama var: Eğer paketli bir ürünün son tüketim tarihi yaklaşmışsa, indirimli satıyorlar. Beni en çok ilgilendiren kısım et ve balık gibi ürünler. Almanya’daki et ürünlerini pahalı buluyorum. O yüzden de eğer aynı gün tüketeceksem bu indirimleri kaçırmamaya çalışıyorum.

Bu arada alacağım antrikot Rewe Bio markalı, yani organik. Çok ilginç bir şekilde kilo fiyatı Arjantin danalarınınkiyle aynı. Ve işin daha ilginci, etin yağ damarlanması Arjantin’den gelenlerden daha iyi. Dolayısıyla aynı fiyata yerel, organik ve daha güzel antrikot buldum. Edeka’nınkiler böyle değildi. Jungbullen’ler zaten yağsız. Yağsız antrikot mu olur arkadaşım? Edeka’nın organik antrikotunu da görmemiştim. Burda çeşit çeşit online kasap var ama eti de görmeden almak biraz piyango gibi geliyor. Şimdilik bu organik antrikot çok içime sindi.

Kategoriler
Almanya Yemek

Grom

Gelatoların şahı, sorbetlerin padişahı. İlk kez 2013’te Floransa’dayken tatmıştık. Sonra Siena’da bir daha. Ondan sonra da hayallerimizde kaldı. O arada Türkiye’de Cremeria Milano ile bir aşık attık; onlar da bu işi iyi yapıyor. Fakat Grom bambaşka. Daha iyisi elbette ki vardır ama bizim erişebildiğimiz en iyi gelato ve en iyi sorbetler Grom’dan. Almanya’da şubeleri yok; fakat geçen gün fark ettik ki Rewe’de bulabiliyoruz. Bizim şubede sadece antep fıstığı gelato ve çilek sorbet vardı. Ancak online satışta çok daha fazla ürün görünüyor.

Grom’u ilk tattığımız günü anlatan yazım.

Tabii direkt olarak mağazasından yiyememek üzücü. Fakat kutulu ürün aldığımız için içeriklerine de bakma şansına eriştim. Koruyucusuz, gerçek ürünler kullanarak yapıyorlarmış meğer. Belki de bu yüzden çok lezzetlidir. 7 yıl önce ilk yediğimizde bitter çikolata gelatosu ve armut sorbetsi favorimiz olmuştu. Fakat ben antep fıstığı ile de ayrı bir aşk yaşadım:

Kategoriler
Almanya Yemek Yorum

Sıkma

Tuğçe bugün sıkma yaptı. Çok özlemiş. Geçen gün denemek için Alpenhain’ın klasik Obazda’sını aldık. Bildiğin sıkma içi. Onun da etkisiyle Tuğçe hamur açtı, iç hazırladı, pişirmeye koyulduk. Pişirirken bana bir aydınlanma geldi; sıkmacı teyzelerin niye sürekli sac üstünde süpürge kullandıklarını anladım. Yapışmasın diye sıkma hamurunun üstüne un döküyorlar, o un da sacın üstünde yanıyor. Ben yanan unları tavadan peçeteyle ötelemeye çalışırken “ya,” dedim, “şöyle küçük bir fırça olsaydı ne güzel olurdu.”

Bu da böyle bir anımdır.

Kategoriler
MasterClass Yemek

Baharat

Dün ilk defa muhammara yaptım. Zaten bile isteye ilk defa Almanya’da yedim. Sonra Yotam Ottolenghi’nin basit tarifini görünce deneyeyim dedim. Baharatı biraz fazla kaçırmışım ama fena olmadı. Taze ürünlerden yiyecek bir şeyler yapmak çok iyi geldi. İçinde et olmayan bir şeyi, salata hariç, ilk kez yapmış olabilirim. Belki de ilk mezem bile olabilir. Neyse… Olay muhammara değil. Baharatlar.

Yotam’ın tarifinde kişniş ve kimyon var. İkisini de pek sevmiyorum, ama tarifi kendime göre değiştirmeden önce tarifi olduğu gibi yapıp görmek isterim. Yotam tarifte hazır baharat kullanmadı. Kişniş tohumu ve tane kimyonları tavada kavurdu ve sıcaklarken havanda ezdi. Ben de aynısını yaptım — fakat o nasıl bir koku! Aromaları öyle güzel açığa çıktı ki. Şu an evdeki tüm baharatlara “ben bunun öğütülmemişini nerde bulurum da, bu hale kendim nasıl getiririm?” diye bakmaya başladım.