Kategoriler
Trafik Türkiye

Taksici

Yine bir Türkiye dönüşü ve yine aklımda kalan taksici anıları… İstanbul’daki taksi sorunu gündemden düşmüyor. İnsanların taksicilerle olan anıları sürekli olarak Twitter’da karşıma çıkıyor. Geçmişten taksicilerle (ve dolmuşçularla) ilgili çokça kötü anım var. Fakat Türkiye gerçeğiyle hızlıca karşılaşmamı sağlayan İstanbul Havalimanı taksicisine de teşekkürü bir borç bilirim. Daha ilk dakikadan bizi almak istememesi, yol boyunca 120-130 gibi hızlarla gitmesi, öndeki kamyonların götüne girmesi, bana zerre cevap vermemesi (iyi akşamlar?) ile gönlümü fethetti.

Tabii tüm taksicileri zan altında bırakmak istemem. Etiler’de duraktan çağırdığım taksici çok iyiydi. Nispeten trafik kurallarına uyuyor, hızlı kullanmıyor, güler yüzüme güler yüzle cevap veriyordu. Türkiye’de bir aylık kalışımda kaç sefer taksi kullandım bilmem, Etiler’deki beyefendi hariç denk geldiğim tüm taksiciler sinirli ve iticiydi. Bunları yazarken yapmak istediğim şey genele bakıp yargılamak değil elbette. Türkiye’de her meslekten insan çok zor günler (yıllar, belki on yıllar?) geçiriyor. Yarınını düşünmek zorunda olan bir insanın güler yüz gösterememesi gayet açıklanabilir bir durum. Fakat gördüğüm üzere trafikte çalışan insanlarda bu sinir daha yaygın. Ben de o trafiğe girince sinirleniyorum. Tüm gününü o trafikte geçirenler ne yapsın, değil mi?

Sistemdeki kokuşmuşluğun sirayetini düzeltmek zor. Belki de işi serbest piyasaya bırakıp evrimi hızlandırmak lazım.

Kategoriler
Almanya Başımdan Geçenler Hayat Trafik Türkiye

Trafik

Birkaç gündür Adana’da araç kullanıyorum. Trafikte kafayı yeme noktasına hızlıca geldim. Bugün ara yoldan sağa dönerek ana yola çıkacağım. Arkamdaki dallama korna çalmaya başladı. Yanlışlıkla bastı herhalde diye düşündüm, çünkü ana yoldaki üç şeritte de akıcı bir trafik mevcut. Bu dallama arkadaş kornayı artırarak çalmaya başladı. Dönüp el kol hareketi yaptım, o da bana el kol hareketi yaptı, sağdaki petrol istasyonuna girecekmiş. Önüme iki metre işaret dikmişler. Hani şu ters üçgen olan var ya, “Yol Ver” anlamına gelen. O olmasa bile akan trafiğin içine dalmamı bekliyor, dallama. Hızlıca hatırladım ki Türkiye’deki trafik kuralları ve işaretleri sadece birer öneriden ibaret.

Kavşaklarda şeritleri ortalayıp geçenler mi dersin, makas atanlara mı söversin, arkadan kıçına kadar girenlerle mi uğraşırsın… Bozuk, iğrenç, kokuşmuş bir trafik mevcut. Ailemizin, arkadaşlarımızın yanında olunca kafamda çakan özlem dolu düşünceler direkt olarak kendini yurtdışında sahip olduğum huzur fikrine bıraktı. Zaten ülkeden çıkarken kafamda bu düşünceler vardı da, insan yeniye alışıyor ve eskiyi unutuyor. Ben bu trafiği her gün çeksem kafayı yerim. Zaten Türkiye’deyken de o noktaya gelmiştim. Geldiğimden beri şu trafikte küfretmediğim, sövmediğim, sinirlenmediğim bir gün bile olmadı.

Bir de “Yayalar Kırmızı Çizgimiz” diye sıfır denetim ve sıfır mantıkla tepeden kakma şekilde yaya önceliği getirmeye çalışmıyorlar mı… Birileri bir gün zarar görecek. Üç şeritli yola elli metrede bir yaya geçidi koymuşlar, yaya önceliği var diyorlar. Sen önce şehir içinde hız yapan ayıları eğit, ondan sonra yaya önceliği de getirirsin. Ben durup yayaya yol versem, sağımdan ayının biri 80’le geçiyor. Yaya karşıya geçmeye kalksa ahirete havale olacak. Ay geçen gün bir çift de bebek arabasıyla yaya geçidinden karşıya geçecek, kendileri ara refüjde duruyor, bebek arabasını yola çıkarmışlar. Kafayı yiyecektim. Dingilin biri gelip fark etmese, bebek arabasına çarpsa ne olacak? Resmen trafikte herkesin %100 dikkatini 360 derece yola vermesi gerekiyor. Bir insan araba kullanırken bu kadar yorulmamalı.