Kategoriler
Hayat Sağlık

Baş ağrısı

Baş ağrılarım yine başladı. Dün akşam ağrı kesici etki etmedi. Bugün üçüncü gün. Normalde akşama doğru şiddeti artıyor, fakat bu sabahtan itibaren hissetmeye başladım. Geçen seferki gibi 2-3 hafta sürecek diye korkuyorum. Üstelik geçen sefer Tuğçe ve Bade’nin Türkiye’ye gitmesiyle ayyuka çıkmıştı. Doktor da strese yormuştu. Şu aralar kendimi stresli hissediyorum, o yüzden de baş ağrılarımın sürecek olması ekstra tedirgin ediyor.

Baş ağrısının sebebi olabilecek bütün çevresel etkenleri düşünerek düzeltmeye çalışıyorum. Tabii ortada düzeltemeyeceğim şeyler de var; ama yine de su alımımı dengelemek ve az/çok uyumamak gibi küçük eylemleri başarabileceğimi düşünüyorum. İşin stres kısmını nasıl halledeceğim, orası meçhul.

Kategoriler
Almanya Bisiklet Hayat Sağlık

Doktor

Sabah erkenden kalkıp kontrol için doktora gittim. Muayenehaneleri kapalıydı. Bundan yaklaşık 2 ay önce gittiğimde de tüm hafta kapatmışlardı. Kendime demiştim ki: “Bir daha gitmeden önceki gün arayacağım.” Aradım mı? Hayır. 2 ay önce gittiğimde baş ağrılarım sebebiyleydi. Sonrasında araya tatil girip de semptomlarım kötüleşince acile gitmek zorunda kalmıştım. Acil hekimi bana aile hekiminde belli kontrollerden geçmem gerektiğini söylemişti; fakat Türkiye’ye gidişimden önce tatil olmayan herhangi bir gün yoktu. Ben de doktora Türkiye’de gittim. Bozulmuş açlık şekerim yüzünden Metformin başladılar. Bugün de ilaç bitişi için kontrole gitmek istemiştim. Yine olmadı.

Sanırım iki sefere de olumlu yandan bakacak olursam, gidiş-geliş yüzünden egzersiz yaptığımı söyleyebilirim. İlkinde yürüyerek gidip gelmiştim. Bugün de bisikletle gidip geldim. Bisikletle bildik yerlere giderken yeni yollar keşfediyorum. Dün, örneğin, direksiyon dersinden eve dönerken bir parkın içinden gitmeyi denedim. Meğerse park, yolun altından bizim eve bağlanıyormuş. Tekrar tekrar ışıkta beklememe gerek kalmadan eve varabildim. Araba alma yolunda ilerlesek de özellikle kısa mesafeler için bisikleti çokça sevmeye başladım. Dün bisikletle eve dönerken yakalandığım sağanak yağışa rağmen bunu söyleyebiliyorum.

Kategoriler
Hayat Koşu Sağlık Üretkenlik

Koşu

Dün çok uzun zamandır ilk defa koşuya çıktım. En son Kasım 2019’da koşmuşum. Bade doğduktan sonra koşmaya zaman bulabildiğimi sanmıyordum ama demek ki Kasım ayında bir şeyler olmuş ve az da olsa zaman bulabilmişim. Sonra Almanya’ya taşınmadır, pandemi yüzünden evde kısılıp kalmadır derken hiç fırsat yaratamamıştım. Nasıl başlayacağımı da bilmiyordum. Burda o kadar fazla insan dışarda spor yapıyor ki… İnsanın canı çekiyor. 🙂 Ne zaman burdaki küçük köprüden geçsem koşan birileri gelince köprü sallanıp durur, çok hoşuma giderdi. Bugün ben de köprüden koşarak geçtim. Köprünün sallantısı öyle büyük keyif verdi ki.

Koşmayı seviyor ve istiyorum da, beni anında koşuya başlatan iki sebep var. Birincisi Atomic Habits kitabındaki “küçük başla” tavsiyesi. Alışkanlık yaratmak için yapmak istediğin şeyi az az fakat sık sık yapmak gerektiğini söylüyor. Ben de öyle yaptım. Çıkıp yalnızca 1 km koştum. Bu kadar kısa koşacağımı bildiğim için giyinme ve kulaklık dahil hiçbir hazırlık yapmadım. Sweatshirt’ü üstüme geçirdim, ayakkabımı giydim ve kendimi dışarı attım. 1 km beni nerdeyse terletmediği için çamaşır kurutma ve duş zorunluluğu da ortaya çıkmadı. Gerçi ben yine kısa bir duş aldım ama kendimi zorunlu hissetmedim. Küçük başladım ve küçük devam edeceğim.

İkinci sebebim ise Sustainable Productivity’i pazarlamak. Gelecek hafta Compounding başlığı altında bir yazı yayınlayacağım. Burdaki mantık da şu: Her gün %1 gelişirsen, sonunda inanılmaz sonuçlara ulaşırsın. %1 ilerleme kaydetmek kolay, bu yüzden hemen şimdi başlayabilirsin. Ben de 1 km ile başladım ve her gün bir önceki günden %1 daha fazla koşacağım. 376 günün sonunda maraton koşmayı hedefliyorum. Bunun için bir de Instagram hesabı açtım ve tüm koşularımı orda paylaşmaya başladım. Gelecek haftaki yazımda da kendime yaptığım bu meydan okumayı kamuya açık şekilde paylaşacağım. İlk 6 ayın sonunda ancak 6 km’ye erişeceğim için beni çok zorlayacak bir meydan okuma da olmayacak. Çok heyecanlıyım!

Dönüm Noktası (km)Ulaşılan Gün
1.001
2.0070
3.01111
4.02140
5.01162
10.05232
15.12273
20.18302
21.00306
25.12324
30.05342
35.24358
40.10371
42.15376
Kategoriler
Almanya Sağlık

Acil

Dün akşama doğru başımın ağrısı artmaya ve tansiyonum yükselmeye devam etti. Kendimi kötü hissedince Astro’yu da alıp yürüyüşe çıktım. Fakat iyi hissetmek şöyle dursun, belki tek olmanın da yarattığı stresle endişelenmeye başladım. En son sol kolumda ve yüzümün bir kısmında fark ettiğim hissizlikle beraber artık korkmaya başladım. Yürüyüşü kısa kesip eve döndüm. Felç belirtilerinin bir kısmını gösterdiğim için işi riske atmayıp acile gitmeye karar verdim.

Almanya’da ilk defa acile gidecektim ve ilk defa ne yapsam bilinmezliğin katkısıyla strese girdiğim için, bu sefer de aynısını yaşadım. Google’dan bana en yakın acil servislerden birini buldum, Uber çağırdım ve kendimi kötü hissetmeme rağmen sürücünün muhabbetine ortak oldum. İşyerime de yakın olan St. Hedwig hastanesinin acil servisini bulmak da hayli zor oldu. Sonunda sokağa açılan bir kapıdan girerek binbir uğraş acili buldum. Üzerinde Almanca, İngilizce ve Türkçe yazılar bulunan kapının zilini çaldım. Yanılmıyorsam asistan bir doktor beni karşıladı. Semptomlarımı anlattım.

Tansiyon ve nabzımı ölçtükten sonra en mantıklısının Charite’ye gitmem olacağını, eğer nörolojiye görünmem gerekirse şu an hastanede bu birimin çalışmadığını söyledi. Charite’de öğrendiğime göre St. Hedwig bütün hastalarını bir sebeple Charite’ye gönderiyormuş ya, neyse. Ekranda 182/122 gibi bir tansiyon değeri görünce iyice endişelenmeye başladım. St. Hedwig’deki doktor da mutlaka görünmem gerektiğini söyleyince bana bir taksi çağırdılar. Çok da uzak olmayan Charite’nin aciline böylece giriş yaptım.

Acil servisin kapısını açmaktan tut da, triyajı bulmaya kadar yaşadığım bir dizi şaşkınlıktan sonra girişimi yaptılar. Test için kanımı aldılar. Damar yolunu herhangi ek bir kan testi veya ilaç zerki için açık bıraktılar. Bekleme odasına gönderildiğimde saatler 1.59’u gösteriyordu. Almanya’daki acil servislerde ne kadar çok beklemek gerektiğine dair çok şey okumuştum. Kanımı da aldıkları için kötü bir sonuçla karşılaşırlarsa direkt müdahale edebileceklerini bildiğimden de kafam rahatlamıştı. Saatler geçerken endişem azaldı, baş ağrım geçti ve kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Doktor beni çağırdığında saat 6.30’du.

Acil doktoru da diğer herkes gibi İngilizce biliyordu. Beni boş sedyelerden birine oturttu ve şikayetimi sordu. İçerde toplam yarım saat kaldım ve bu süre boyunca doktor benimle birebir ilgilendi. Test sonuçlarımın iyi olduğunu görmesine rağmen, semptomlarımın arkasında yatan sebebi bana sorular sorarak araştırmaya başladı. Sonuçta semptomlarımın strese bağlı olduğunu düşündüğünü, fakat bu sonuç beni rahatlatmadıysa ek testler de yapabileceğini söyledi. Her ne kadar 4.5 saat beklemiş olsam da o yarım saatlik görüşmenin buna değdiğini düşünüyorum. Kafam rahatlamış ve iyi hisseder biçimde acilden çıktığımda saat 7’ydi. Ben de güneşin doğmuş olmasını fırsat bilip eve yürüyerek döndüm. Bu da böylece benim Almanya’daki ilk acil servis tecrübem oldu.

Kategoriler
Hayat Sağlık

Tansiyon

2 haftadır aralıklarla başım ağrıyordu. Bazen bu ağrılar dayanılmaz boyutlara ulaştı. Dün en son çikolata yedikten sonra başlayan ağrı saatlerce geçmeyince iyice endişelendim. Ali’ye sordum, migren olabileceğini söyledi. Tuğçe’nin tavsiyesiyle bir tansiyon aleti aldım, bugün geldi. Birkaç ölçümden sonra gördük ki tansiyonum ortalama 160/100 civarında seyrediyor. Beni aldı bir korku. Özellikle baş ağrısı şeklinde semptom gösterdiği için aklım anevrizmalara, beyin kanamalarına falan gitmeye başladı. Pandemi sağ olsun hareketsizlik, kötü beslenme, düzensiz uyku derken vücut yeteri çekti tabii.

Fakat gel gör ki korku nelere kadir. Anında değiştirdim hayata bakış açımı. Durumun vehametini anlar anlamaz egzersize başladım, diyetimi değiştirdim, kontrollü su içmeye başladım. Şimdilik akut olarak tansiyonumu 135/85 seviyelerine çekmeyi başardım. Sabah doktora gideceğim; fakat muhtemelen anlamlı bir sonuç elde edemeyeceğim. Cuma itibariyle Almanya’da Paskalya tatili başlıyor ve ben Pazartesi günü Antalya’ya uçuyorum. Olsun. Daha fazla geciktirmeden gideyim. Sonra Türkiye’de yine bir doktor ziyareti yaparım.

Bu yıl hedeflerimden çıkardığım Sağlık kategorisini de 30 Mart itibariyle tekrar ekliyorum. Yazma ve okuma hedeflerimi küçük tutmak sanırım bu anlamda da işime yarayacak. Onları tamamlamış olmak, ben sağlığımı birinci önceliğe koyarken vicdanen de rahat olmamı sağlayacak. Yine de kademeli koşu ve kilo hedefleri koymak yerine direkt olarak tek hedef koyuyorum: 2022’ye girerken kilomun onlu hanesinde ne 9 ne de 8 görmek istemiyorum. Bade’yle beraber daha uzun yıllar geçirmek istiyorum. Aynı zamanda ona iyi bir örnek de olmam gerekiyor. Bu da fazla kilolarla mümkün değil.