Kategoriler
Deneme Sağlık

48 Saat

Hayatımda ilk defa 2 gün aç kaldım. 48 saatlik su orucu tuttum. Özellikle ikinci gün enerjim çok düşüktü ama yine de iki gün de 10 binden fazla adım attım. Ara ara açlık hissiyatı vurdu. Yine de bu süreçte sadece su, çay, kahve ve mineralli su tükettim. Zaman zaman kas seğirmeleri de yaşadım. Mineralli suyun yararlı geldiğini düşünüyorum. Magnezyum içeriği litrede 50 mg da olsa, en azından psikolojik olarak etkiledi. Fark ettim ki bünyem biraz alışırsa pek sıkıntı yaşamadan bu uzunlukta oruçlar tutabilirim.

Bu aralar günde 18-22 saat süren oruçlar tutuyorum. Eylül sonu 38 saatlik bir oruç tutmuştum. Şimdi 48 saatlik orucu tamamladım. Daha uzun süre oruç tutabilmek için bir de elektrolit takviyesi aldım. Bu yıl bitmeden 72 saatlik bir oruç tutmayı planlıyorum. Eğer her şey yolunda giderse gelecek yazdan önce 96 ve 120 saati de deneyimleyeceğim. Sonra da 2022 bitmeden 168 saat, yani 1 haftalık orucu denemeyi düşünüyorum.

Gördüğüm ve hissettiğim kadarıyla insan vücudu uzun süreli açlığa gayet dayanabilecek seviyede. Çok uzun süre mecburiyetten aç kalan insanlar da var. Ben mecbur değilim; fakat kimse geleceğin neler getireceğini bilemez. Ketoz, otofaji ve sağlık bir kenara, bir yandan da vücudumun sınırlarını öğrenmek istiyorum. Bazı korkuların ancak deneyimle aşılabileceğini düşünüyorum.

Kategoriler
Deneme Yemek

Belgian Waffle Crisps

Son günlerde şekere düştüm. Tiramisular, ruby kaplı magnumlar, portakallı Fritzler… Hava yağmurlu olmladıkça Astro’yla çıkıp uzun uzun yürüyüş yapıyoruz. Aralıklı oruca da devam edince sanırım vücudum karbonhidrat aşermeye başladı. Neyse. Ben de dedim ki, bari tadını henüz bilmediğim ama hoşuma gideceğini düşündüğüm etnik lezzetler bulayım. İçerik okumayı da sevdiğim için, içeriği nispeten düzgün ürünler bulmaya başladım. Bunlardan biri de Belgian Butters markalı Finest Waffle Crisps.

Buğday unu, şeker, terayağ 20%, bütün yumurta, buğday nişastası, tuz, karbonat.

Belçika waffle’ı denince uzun süredir benim aklıma şu BİM, A101 veya Starbucks’larda satılan, içi karamel dolgulu waffle’lar geliyordu. (Bu arada Starbucks markasının BİM ve A101 ile aynı cümle içinde geçmiş olması da şimdi bende bir şüphe uyandırdı.) Prensip olarak biliyorum ki, çok sayıda insan tarafından sevilen ve bilinen bir ürünü eğer sevmiyorsam, bu muhtemelen kalitelisini yemediğim içindir. İşte bugün benim için o kalite sınırını aşan bir Belçika waffle’ı buldum. Muhakkak ki yerinde yemeye kalksam tazesini çok daha seveceğim. Fakat süpermarket rafında bulabileceğim kıtır kıtır, baymayan ve çok lezzetli bu çıtırları bulduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Kategoriler
Deneme Hayat

Banyo

Bugüne dek birçok farklı şekilde yıkandım. Daha önceden belli bir tarz dışında yıkanamayacağımı, temizlenmeyeceğimi düşünüyordum. Fakat fikrim çok değişti. Son birkaç seferdir boşa su harcamamak için büyük oranda durgun suyla yıkanıyorum. Durgundan kastım akmayan su. Küvet suyu. Bu halde dahi temiz hissediyorum. Sanırım bu banyo işi büyük oranda psikolojik.

Ocakta kaynayan suyla yıkandığım oldu, kazanda ısınan suyla da. Küvette kovayla başımdan aşağı su döktüğüm de oldu, duş başlığı kullandığım da. Buz gibi suyun altına girdiğim de oldu, ip gibi akan suyla banyo yaptığım da. Derede temizlendiğim de oldu, festivalde onlarca insanla duş aldığım da. Kamp yapıp günlerce temizlenmediğim, leş gibi koktuğum da oldu; saçlarımın bir süre kirden kaşınıp, sonrasında yağıyla kendini bulduğu da.

Gerçekten çok farklı şekillerde yıkandım. Hala da yeni bir şeyler deneme fırsatım olursa denerim. Eskiden suya ulaşım kolay değilken insanlar toprakla dahi kendilerini temizliyormuş. Sonuçta yıkanmanın özü ölü derileri vücuttan atmak, derinin nefes almasını sağlamak değil mi? Su olunca da kiri köpüğe hapsedip vücuttan akıtıyoruz. Su ha akmış, ha durmuş…

Kategoriler
Deneme Hayat

Evlilik nedir?

Duygularımızı ve evliliğin toplumsal ahlaka dokunan yanını bir kenara bırakalım. Evliliği tamamen mantık yönünden inceleyelim. Mantık evliliklerinden de bahsetmiyorum; evliliğin temeldeki mantığını irdelemekten bahsediyorum. Sokrates-vari bir şekilde söyleyecek olursam, evliliğin düz mantığını açığa çıkarmaktan bahsediyorum.

Evlilik, Karl Marx’a göre kapitallerin birleşmesidir. Bu tanımı aldığım makaleyi, üniversitede okumuştum. O zamanlar aktif bir şekilde not tutmadığım için şu anda makaleyi bulamıyorum. Yanlış hatırladığımı düşünen varsa, beni düzeltmekte özgürdür. Ancak, Karl Marx böyle düşünmemiş olsa dahi, evlilik gerçekten de kapitallerin birleşmesidir. Bunda da özellikle devletin evliliğe bakış açısı yatar. Toplumsal ahlak bir yanda dursun, devletin iki insanı birbiriyle resmi olarak birleştirmesinin altında yatan asıl sebep ekonomiktir. Evlendikten sonra ailenin gelir ve giderleri tek çatı altında toplanır. Üstelik modern kanuna dayalı evlilikler sonlandığı zaman, eşler ekonomik değer taşıyan malları, evlilik öncesine göre bölüşmez; bu mallar, çeşitli parametrelere göre yeniden paylaştırılır.

Evlilik, ekonomik anlamda iki insanın güçlerini birleştirmesi olduğu kadar, aynı zamanda ev yönetimidir. İki insanın aynı evde yaşamaya başlaması, aynı bir toplumu oluşturan bireylerin birbirine karşı sorumlulukları olması gibi, ev sakinlerinin de birbirine karşı sorumluluklarının olmasını gerektirir.

Kapital nedir? Para ve mülkü kapital sayabileceğimiz gibi, potansiyel iş gücünü de kapitalden sayabiliriz. Evlilik kapitallerin birleşmesi ise, sosyal anlamda da böyle olduğu düşünülebilir. Bu nedenle toplumun dayattığı “ütü kadın işidir,” ya da “eve ekmeği erkek getirir,” gibi söylemler cinsiyetçilikten öteye gitmez. İki kişi (erkek veya kadın fark etmez) evleniyorsa, her türlü kapitalini birleştirme amacı gütmelidir. Aksi takdirde evliliğin mantığından söz edilemez.

Kategoriler
Deneme Hayat

Şehir Hayatı

Hiç kuşları izlediniz mi? Havaya bakıp kuşları görmekten bahsetmiyorum. Gözünüzü dikip, masmavi göğün altında nasıl özgürce dolandıklarının farkına vardınız mı? Ben 25 yıllık hayatımda ilk defa farkına vardım. 25 yaşımda oldukça genç sayılırım; fakat düşününce, 25 yıl o kadar da kısa bir süre değil. Siz de bir kez olsun kuşları izleyin; inanın bana, şu an aklınızda hayal ettiğiniz görüntüden çok farklı bir tecrübeyle karşılaşacaksınız. O kanatlar, birer mucizeden ibaret.

Uçmayı hayal eden ve uçağı icat etmeye cüret eden insanlar, doğayı iyi analiz edebilen insanlardı. Doğayı iyi analiz edebilmek içinse bakmak değil, görmek, yaşamak gerekir. Her gün kuşları izleme şansına sahip olmak gerekir. Hem de zevkini çıkara çıkara. Onlar, doğadan ilham aldılar. Şehir hayatının içinde doğayı tecrübe etmeye ne kadar fırsatınız oluyor? Ne yazık ki hafta sonları Belgrad Ormanı’na kaçıp mangal yakmak, doğayı tecrübe etmek sayılmıyor. Bu konuda gerçekten çok üzgünüm. Yine birkaç günlüğüne Şile’ye kaçıp aylak tatil yapmakla, “burada yaşamak vardı,” diye iç geçirmekle de özünüze dönemez, hayal bile kuramazsınız. Kurduğunuz hayaller, şehir hayatının içine sıkışmış birer hayalden öteye gidemez.

***

Biz bugün, beton yığınlarının arasında denizi görmeye çalışıyoruz. Halbuki dünyanın %75’i sudan oluşuyor. Doğadan koptuk ve milyonlarca yıllık evrimin bizi getirdiği noktada, sadece neslimizi devam ettirmek için yaşıyoruz. Çünkü genlerimize kodlanan şey bu: Riski minimize etmek ve genlerimizi bir sonraki nesle aktarmak. Bu yüzden doğaya kaçmaktansa, beton yığınları arasında, sıfıra yakın hayal gücüyle yaşamak çok daha kolay. Çok daha az keyifli ve anlamsız, ama daha kolay. Ama mutluluk ve dahası hayat gayesi, hayatta bir anlam aramayı gerektirir. Hayatta bir anlam arayanlar, sabah yataktan kalkmak için sabırsızlanırlar. Çünkü yeni gün onlar için sürekli bir fırsat ve mutluluk kaynağıdır.

Siz de sürekli başka bir hayatın hayalini kuruyor, ama sahip olduklarınızı bırakıp gidemiyor musunuz? Sabahları yataktan sürüne sürüne mi kalkıyorsunuz? Fırsat bulduğunuzda deniz görmek için saatlerce trafik çekip boğaza, yeşil görmek için binlerce arabayla beraber Belgrad Ormanı’na mı kaçıyorsunuz?

O zaman tekrar düşünün.