Kategoriler
Almanya Hayat

Noel Arefesi

Almanya’daki ikinci noel arefem. İlk yıl Tuğçe ve Bade yanımda değildi, ben de ev taşıma derdindeydim. Bu yıl için noel marketleri de dahil olmak üzere çok heyecanlıydık. Pandemi yüzünden bugünün de diğer günlerden bir farkı kalmadı. Elbette imkan olduğunca evimizi süsledik ama o kadar. Sokaklarda geçen yılki heyecan yok. Berlin ölü gibi.

Kategoriler
Almanya Hayat Yemek

Antrikot

Almanya’ya taşındığımızdan beri daha az antrikot ya da steak yemeye başladım. Her ne kadar çok daha çeşitli ve çok daha kaliteli etlere ulaşma şansı elde etmiş olsam da, hepsi de çok pahalı. Marketten alabildiğim en ucuz dana antrikot Jungbullen diye geçiyor ve kilosu 26 Euro. Bir sefer Türk marketinde 15 Euro civarına bulabildim ama antrikot demeye bin şahit ister. Nispeten kaliteli, yağlı ve yağ dağılımı fena olmayan Arjantin etleri var; onların da kilosu 40 Euro. Ordan öte bambaşka bir dünya var. Örneğin kolayca Wagyu bulabiliyorum ama bir yıl oldu, kendimi Wagyu pişirme kafasına sokamadım.

Lodge marka bir demir döküm tavam var. Ömür boyu garantili. Türkiye’de sattıkları kaplamalı döküm tavalar gibi değil. Seasoning adında bir işlemden geçiyor ve bunu yılda bir tekrarlamak gerekiyor. Doğru şekilde bakımını yaparsan da doğal olarak yapışmaz bir tava elde ediyorsun. Paslansa bile pası kazıyıp tekrar seasoning yaparak kullanmaya devam edebiliyorsun. Mutfakta en çok sevdiğim eşya olabilir. Sadece steak yapmak için kullanıyorum. %80 antrikot pişiriyorum. Geri kalan seferlerde kuzu külbastı, dana pirzola, nackensteak gibi şeyler de pişirdim.

Berlin’de kilosu 40 Euro olan Arjantin danasından alıyorum. Gerçekten güzeller. Türkiye’de alıp pişirdiğim tüm etlerden daha iyi. Aynı klasmanda değerlendirebileceğim tek et, Çanakkale’deki kasabımdan aldığım dana pirzola. Onu da her zaman bulamıyordum. Kasaba etler Biga’dan geliyordu ve kasap kendisi özenerek seçtiği danalardan, dry-aged pirzola yapıyordu. Kilosuna 100 lira veriyordum ve yağ oranı ile dağılımı, burda yediğim Arjantin’den gelen antrikotlarla çok benzerdi.

Şimdi hal böyle olunca kafam Çanakkale’ye gidiyor. Ordayken kafama göre, çok daha sık et alıp tüketiyordum. Burda et konusunda hala 40 Euro = 400 lira kafasından çıkamadım. Keza antrikotları da çok güzeldi ve onu da en pahalı 80 liraya aldığımı hatırlıyorum. 1 ila 5 kilo karşılaştırması yapmak biraz gülünç kaçıyor. Hele bir de eve dönüş yolunda kasaptan çıkıp yandaki balıkçıya uğrama şansımı da düşününce… Lüfer dahil çeşit çeşit balığı, kilosu en fazla 100 liradan alabilmek çok güzeldi. Bir de tabii git gel kurulan muhabbeti de düşününce, bazen diyorum ki niye bırakıp gittin?

Antrikottan buraya geleceğimi ben de düşünmemiştim. Sahi ya, dönsem her şeyi yerli yerinde bulabilir miyim?

Kategoriler
Almanya Hayat

Geri dönüşüm

Almanya’ya taşınırken beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri çevreye daha duyarlı yaşayabilecek olmaktı. Bunun da günlük olarak en gözle görünür kısmı çöpler ve dolayısıyla da geri dönüşüm. Farklı çöp tipleri için farklı çöp kutuları alırken ve bunları evin farklı yerlerine yerleştirirken dahi çok heyecanlıydım. Kutuları renklerle de kodladım ki iyice kafamıza kazınsın.

Hala da heyecanlıyım gerçi; fakat geri dönüşüme özen göstermeyen bir kitle var ve bu durum benim ciddi sinirimi bozuyor. Ben organik atık konteynırına plastik girmediği için ona özel kağıt taşıyıcı kullanırken içerde yağlı pizza kutusu görünce deliriyorum. Geri dönüştürülebilir plastik şişe ya da metal konserveleri ev çöpüne değil de sarı kutuya atabilmek için içindekilerden arındırırken başkalarının sarı kutuya (plastik ve metal atık) yemek artığı atması kafayı yememe sebep oluyor.

E hani ben Almanya’ya göçmüştüm? Türkiye’de beni delirten şeylerin başında zaten kuralsızlık, kurallara uymama ve bu kuralların denetlenmemesi gelmiyor muydu? Bu kültüre kavuşabilmek için sular seller gibi Almanca öğrenip daha az kozmopolit bir yerde mi yaşamam gerekiyor?