Kategoriler
Almanya Teknoloji

Oyun

Oyun oynamayı çok özlemişim. Hele de sorunsuz oynamayı. PlayStation 5’in stoklara düşmesini bekliyordum. Ama İlker beklemeyelim dedi, Xbox Series S aldık. Şöyle oturup da elimdeki sistem şu oyunu kaldıracak mı, bu oyunu yeterli kalitede oynatacak mı, o oyun bu sistemde var mı diye düşünmemeyi çok özlemişim. Gerçi şu duyguyu 30 yıllık hayatımda hiç yaşadığımı hatırlamıyorum. Benim hatırladığım 7 yaşımdan beri bilgisayarım var. O zamandan beri oyunlara meraklıyım. O zamandan beridir de istediğim oyunları istediğim zaman oynayamadım. Şimdi Fifa 20’ymiş, NBA 2K21’miş fark etmiyor. Kafama göre oynayabiliyorum. Çok büyük rahatlık.

Xbox’ın bir diğer güzelliği de TV kutusu gibi bir özelliğe de sahip olması oldu. Ne zamandır aklım Apple TV’lere gidiyordu. Gerek kalmadı. Bence konsolun kumandası yeterince iyi, Apple TV’ninkini pek aratmıyor. Apple’ın TV uygulaması da dahil belli başlı uygulamalar da mevcut. Aralarındaki geçiş de hızlı. Konsol ses de çıkarmıyor. Daha ne isteyeyim bilmiyorum. Sanırım ilerde televizyonu 8K bir aletle değiştirirsem PS5 almadığım için küçük bir pişmanlık yaşayabilirim. Ama en kötü durumda yapacağım şey Xbox’ı satıp bir PS5 almak olur. Şimdilik gerek yok.

Tüm bunların üstüne evdeki interneti de geçtiğimiz ayda düzeltmemiz iyi oldu. 500/100 download ve upload hızıyla ortalama 3-5 ms ping yakalıyorum ve eve direkt olarak fiber kablo geldiği için de bağlantı stabil. Online oyun oynamaya hiç bu kadar yakın olmamıştım. Konsolu pek düşünmeden satın alabilmek ve düzgün bir internet bağlantısına sahip olmak Almanya’da yaşamanın getirdiği olanaklar oldu benim için. Bunu da unutmayayım.

Kategoriler
Almanya Bade Pia Türkiye

Hastalık

Bade ve Tuğçe Türkiye’ye gitmeden 2-3 gün önce Bade ateşle uyandı. Çok yüksek değildi; fakat hissediliyordu. Zamanla arttı ve hasta olduğunu düşünmeye başladık. Uçuşları pazar günüydü. Bizse cuma öğleden sonra oturmuş ne ara PCR testine gidelim, Bade iyi olacak mı, doktora götüremiyoruz peki ya hastaneye götürmeli miyiz diye düşünmeye başladık. Zaten uykusuz geceler geçiriyorken, her şeyin üstüne iki gecemiz daha berbat geçti. Aklımız hep Bade’deydi. Sürekli kontrol ediyor ve uykusuz kalıyorduk. En son pazar sabahı nispeten daha iyi uyandı. Her şeye rağmen hazırlık yapmıştık; ben de cumartesi gecesi uyumayarak hazırlıkları tamamlamıştım. Öylece gittiler.

İstanbul’da onları Melis ve Berkan karşıladı. Başta her şey iyi gibiydi; fakat Bade düzelmiyordu. Ateşi hala devam ediyordu. Almanya’da her ne kadar uzaktan da olsa Pınar’ın kontrolünde ilerlemiştik. Ama o da uzaktan bir yere kadar yardım edebiliyordu. Almanya’nın sistemini biraz da Özge ve Berkin’e sorarak anlamaya çalıştık, onların da yardımlarını aldık. Yine de Almanya’da ne yapacağımızı bilmez haldeyken, İstanbul’da Berkan’ın babası Ali Amca yardımımıza koşup teşhisi koydu ve hiç düşünmediğimiz bir boğaz enfeksiyonunu bize gösterdi. O gün bugündür de Ali Amca’nın kontrolünde; Melis, Cenk Amca ve Ece Teyze’nin yardımlarıyla Bade iyileşme sürecine girdi.

Bu süreçte Bade çok güçlüydü. İstemediği ve hoşlanmadığı ilaçları içerken, ona durumu anlattığımızda ilaçlarını içti. 23 aylık bir çocuktan beklenmeyecek derecede anlayışlı davrandı. Dansını, müziğini ve oyununu eksik etmedi. Hep güldü. Çok güçlü bir kızımız var ve ben onunla gurur duyuyorum. Bundan öte de etrafımızda ne kadar iyi arkadaşlarımızın olduğunu bir kez daha gördük. İnsanın canını dahi emanet edebileceği arkadaşlarının olması içimi ısıtıyor.

Kategoriler
Astro Bade Pia Hayat

Öğle arası ve Uyku

Keşke birkaç yıl önceki gibi siestalarımdan bahsediyor olsam. Bahsetmiyorum. Öğle aramda Slack’e bir hamburger ikonu koyuyorum. İmleci üstüne getirince Lunch yazıyor. Bense önce Bade’yi uyutuyorum, sonra Astro’yu yürüyüşe çıkarıyorum. 1 saati ben böyle yiyorum, öğle yemeğiyle değil. Sonra Tuğçe bir şeyler hazırlıyor da çalışmaya devam ederken atıştırabiliyorum. Yoksa o da zor. Ofiste çalışırken böyle değildi tabii. Yemeğe çıktığımız ekiple yayılıyorduk. Dönüp ofiste mutfak muhabbeti yapıyorduk.

Şu son bir iki haftadır da uykular haram oldu. Bayağı bildiğin uyuyamıyoruz, çünkü haspam Bade Pia Hanım geceleri yine meme diye ağlamaya başladı. Apartmanı inletiyor. Kucağımda zar zor uyutuyorum, yatağına koyar koymaz uyanıp ağlamaya başlıyor. Günde 3-4 saat farklı şekillerde uyuyarak geçti günlerimiz. Dün gece o uyur uyumaz biz de uyuduk. Bu sefer gece uyandığında ben zaten 6 saat uyumuştum. İkimizin de biraz uykumuzu almamızın etkisiyle sakin bir şekilde geri uyutmayı başardık. Sonra sabaha kadar yine uyuduk. Of. Çok güzeldi 9 saat uyumak.

Bu akşam da Bade’yle yemek masasında kitap okurken birileri kitapta uyuyakaldı. Dedim ne güzelmiş ya o günler, bir yerlerde uyuyakalabiliyorsun. Üstelik bazı zamanlar uyandırılmıyorsun da. Mis gibiymiş. Çok seviyoruz be. Ama çok da zor çocuk büyütmek. Ben yine Tuğçe’ye göre iyi uyudum bu 2 yıl. Yine beni de zorluyor. Uykumuzu alabileydik iyiydi.

Not: Pazar günü Türkiye’ye gidiyorlar. 2 hafta sonra ben de yolcuyum. Uyuyacağız, yiyeceğiz, dinleneceğiz. O zaman çalışmak komayacak. Kosa iyi miymiş gerçi?

Kategoriler
Almanya Hayat

Ehliyet

Dün ilk defa Bürgeramt’a gittim. Almanya’ya geleli 15 ayı geçti ve ben hala Türk ehliyetimi Alman ehliyetine çeviremedim. Geçen Eylül ayında bir sürücü kursuna kaydolmuş, Ekim sonunda da ilkyardım kursu ile göz testini tamamlamıştım. Fakat sonrasında işlemleri başlatmak için Bürgeramt randevusu almam gerekiyordu. Bir türlü boş yer bulamadım. Zaten Bürgeramt’ta Almanca konuşmadığın zaman problem yaşadığına dair bir ton şey okumuştum. Ben de Red Tape Translation adlı bir kurumu kullanarak benimle Bürgeramt’a gelecek (saati 75 Euro’ya) bir çevirmen buldum. Randevuyu da (15 Euro ek ücrete) onlar ayarladı.

Bürgeramt’ta randevu saatini beklerken çevirmenim Kim ile muhabbet etme şansım oldu. ABD’liymiş ve kendi ehliyetini Teksas’tan almış. ABD’nin birçok eyaletinin ehliyeti burda sınavsız bir şekilde Alman ehliyetine çevrilebiliyor. Bana ehliyetini nasıl aldığını anlattığında hem şaşırdım, hem de kurumlara olan güvenin ne anlam ifade edebileceğini bir kere daha anladım.

Ehliyet almak için başvurduğu zaman Teksas’ın bir uygulaması varmış. Eğer ebeveyni Kim’e araba kullanmayı öğretmek isterse bunu sürücü kursu yerine yapabiliyormuş. Kim’in babasına eğitim için bir kitap vermişler, “6 ay sonra gel,” demişler. Kim’le babası ilk derslerini yapmış, sonra kitabı da dersleri de komple unutmuşlar. Aradan 6 ay geçmiş. Ehliyeti hatırlamışlar. İlgili kuruma gitmişler, formları imzalamışlar ve ehliyeti almışlar. Burda Teksas’ın vatandaşına güvenmesi ve kaynak transferi yapması çok hoşuma gitti. Sonuçta hangi ebeveyn çocuğunun sorumsuzca araba kullanmasını ister ki? Bunun üstüne de eyalet, sürücü eğitmenine de gerek kalmadan ehliyet dağıtabilme şansına sahip olmuş. Bu arada Kim’le aynı yaştayız. Teksas artık bu yöntemi kullanmıyormuş ama belli ki o kadar da eski bir yöntem değil.

Tüm bunlardan öte, Almanya da adı ABD olduğu için, belli başlı kuralları ve operasyonları oturttuğu için bu ehliyeti kabul ediyor. Biz de ehliyetimizi Türkiye’den, kuralsızlığın başı çektiği, her gün bir operasyonun yapılma biçiminin değiştiği bir ülkeden aldığımız için mecburen tekrar sınava girmek zorunda kalıyoruz. Üstelik pratik sınavı da Almanca almamız gerekiyor. Neyse ki sıfırdan ders aldırmıyorlar tabii, bu da bir şeydir.

Not: Randevu hızlı ve sorunsuz geçti. 4-6 hafta içinde evime yollayacakları belgelerle Dekra’da teorik ve pratik sınavlara girebileceğim. Bu yılki hedeflerim için önemli bir adım.

Kategoriler
Almanya Hayat

Diş Fırçası

Almanya’ya geldiğimizden beri Curaprox’un ultra soft diş fırçalarını kullanmaya başladık. Sanırım Türkiye’de de varmış ama ben bu kadar farklı olabileceğini bilmiyordum. Bugüne kadar kullandığım diş fırçaları beni hep rahatsız etti. Hem dişlerimi, hem de diş etlerimi acıtıyorlardı. Bunun normal olmadığını Curaprox’la fark ettim. Bam güm ağzımın her noktasını, farklı hızlarda fırçalayabiliyorum ve inanılmaz keyif alıyorum. Bir insan diş fırçalamaktan bu kadar keyif alabilir mi? Daha önce bulaşık fırçasından hallice diş fırçası kullanıyorduysa bence alabilir.

Amazon’un aylık subscription sistemi de sağ olsun, üç ayda bir yeni fırçalar geliyor; böylece fırça kılları pörsümeye yakın değiştiriyoruz. Önceden bir diş fırçasını yıllarca kullansam da değiştirmek aklıma dahi gelmezdi. Meğer değiştirmek gerekiyormuş. Hatta hastalık atlattıktan sonra da fırça değişimi ya da sterilizasyon öneriliyormuş. Ben hiçbirine dikkat etmemişim.

Curaprox’la da bir kez daha kanıtlandı ki, rutinde kullanılan her şeyin kalitelisi var. Bir şekilde herkesçe bilinen veya sevilen bir ürünü kullanmak ya da tüketmek size yavan ya da rahatsız edici geliyorsa, sevenlerin neden sevdiğini öğrenmekte fayda var. Benim için yakın zamanda bunun en büyük örnekleri diş fırçası ve avokado oldu.

Dipnot: Türkiye’de görsem de almazmışım sanırım. Hepsiburada’da buldum, tek fırçanın fiyatı 50 liraydı. Burda üç tanesi 8 Euro.