Kategoriler
Hayat

Ara

Ekim ayından beri yapmak istediğim birçok şeyi yapamadığımı fark ettim. Ne oldu, ne değişti? Ekim 2021’de yalnız başıma nerdeyse bir ay geçirdim ve tamamen kendi ajandama göre yaşadım. Bir yandan tam zamanlı çalışmama rağmen çokça kitap okudum; hem kendi bloğuma, hem teknik bloğuma, hem de Sustainable Productivity’ye yazılar yazabildim. Sonrasında çocuklu hayata dönüşle beraber bir kaosun içine düştüm ve hala düştüğüm yerden kalkabildiğimi sanmıyorum.

Bu süreçte Pia kreşe başladı. Ben ehliyet aldım. İş değiştirdim. Sipariş ettiğimiz araba nerdeyse bir yılın ardından teslim edildi. Yeni rutinlerin içerisine girdim. Yaptığım ve başardığım irili ufaklı çok şey olduğunun farkındayım, ama geçirdiğim her gün biraz daha dibe battığımı düşünüyorum. Hayatıma yukardan bakınca büyük parçaların yerine daha çok oturduğunu görebiliyorum. Bu iyi mi, kötü mü emin değilim. Geleceğimin gittikçe daha çok netleşmesinden ne kadar hoşlandığımı bilmiyorum. Üstelik iyi sayılabilecek hiçbir şeyin de garantisi yok.

Sanırım bir araya ihtiyacım var. Sanırım değil, kesinlikle bir araya ihtiyacım var.

Kategoriler
Kariyer

Shopify

Nisan itibariyle iş değiştirdim. Berlin’in güzel ofisli Delivery Hero’sundan ayrıldım, artık Kanada merkezli ve tamamen ofissiz çalışan Shopify için Berlin’den çalışıyorum. Delivery Hero’yu bırakmamın ve Shopify’i seçmemin arkasında yatan onlarca sebep var. Fakat beni henüz ilk seferde bu adımı atmaya zorlayan çok belirgin bir şey var: Şirketler çalışanlarını kaybetmemek için yeterli yatırımı yapmıyor ve kaynaklarının yönünü yeni işe alım için kullanıyorlar. Yani yeni çalışanlar her zaman için eski çalışanlardan daha fazla para kazanıyor. Bu durum pozisyon konusunda da böyle. Şirket içi terfi almak, aynı şirkete bir üst pozisyonda girmekten daha zor. Bu durum Delivery Hero ile sınırlı değil ve gördüğüm kadarıyla tüm endüstriye sirayet eden bir süreç. Bu yüzden de daha yüksek maaş ve daha yüksek pozisyon için en kolay yöntem iş değiştirmek.

Ben de bu yüzden Delivery Hero’da alamadığım terfi sonrası ilk defa iş bakmaya başladım. Birden çok teklif aldım ama maaş/pozisyon olarak daha yüksek olsa da hiçbiri beni tatmin etmedi. Yaklaşık 4 aylık bir arayışın sonunda Shopify ile anlaştım. Tekliflerini şirket kültürü ve finansal açıdan tatmin olarak kabul etmiştim, fakat çalışmaya başlayınca içerde hoşuma giden çok daha fazla şey olduğunu gördüm. Developer Experience açısından bakınca hayatımda ilk defa gerçek bir teknoloji şirketinde çalıştığımı hissediyorum. Şirket kültürünün mühendislik etrafında şekillenmiş olması, staff+ engineer sayısının fazlalığı, internal development tooling’in hiç görmediğim kadar gelişmiş olması sayabileceğim onca şeyden sadece birkaçı.

Şu sıralar mutlu mesut çalışıyor ve Ruby on Rails öğreniyorum. Yıllarca kullandığım Laravel’in esinlendiği orijinal framework’te çalışmak heyecan verici.

Kategoriler
Hayat Teknoloji

Toz

Şu anki cep telefonum 2.5 yıllık bir iPhone. Arka camı tuzla buz oldu, hala da düşürüp duruyorum. Fakat gayet güzel çalışıyor. Bence 5 yıla kadar gideri var. Fakat son zamanlarda şarj olmamaya başlamıştı. Şarj kablosunu belli bir noktada tutmak ve telefon bir şekilde şarj olmaya başladıysa asla yerinden oynatmamak gerekiyordu. Sırf bu yüzden telefonu 5 yıl kullanma hayalimden vazgeçmek üzereydim. Sonra Instagram’da karşıma bir reklam çıktı: Elektronik cihazlarda biriken tozları temizleyen bir aletin reklamı.

iPhone’un şarj yuvasından çıkardığım toza inanamadım. Xiaomi’nin koltukları süpürürüz, arabayı temizleriz vs. diyerek aldığımız bir el süpürgesi var. iPhone’la gelen metal iğneyle beraber bu el süpürgesini kullandım. Çıkan tozun haddi hesabı yok. Elektronik cihazlar zamanla yavaşlar, bazısı kullanılamaz hale gelir. Fakat fiziksel olarak temizlendiklerinde, eğer cihazda hata yoksa o cihazı ilk günkü haline döndürebilirsin. Bunu bugüne dek hiç birinci elden yaşamamıştım. Telefon ilk günkü gibi kolayca şarj oluyor. Kabloyu nasıl bağlarsam bağlayayım tık diye şarj moduna geçiyor.

Tozun yarattığı bozulma inanılmaz seviyede. Nasıl ki su kayayı yavaş yavaş ufalıyor, toz da yavaş yavaş birikiyor. Özellikle elektronik cihazlarda temizlik çok önemli.

Kategoriler
Teknoloji Üretkenlik

Klavye

Uzun zamandır yazmamamın birden çok sebebi var. Ekim ayında yazıların birden kesilmesinin sebebi Tuğçe ve Bade’nin Türkiye’den dönmesiyle beraber yoğun bir tempoya girmiş olmam. Fakat sonrasında da yazmak için günde beş dakika ayırmamamın en büyük sebeplerinden birisi klavye. Kişisel bilgisayarım 2016 model bir MacBook; şu büyük bir icat olarak tanıtılan kelebek klavyeye sahip olan modellerden. Tuşları takılıyor, bazen tuşlar birden çok kez basıyor. Yazı yazmak tam bir işkence. İş bilgisayarımın klavyesi de doğal olarak Türkçe değil. Ben de zamanla İngilizce klavyede daha rahat hissetmeye başladım. Türkçe arayüzü açsam dahi İngilizce klavyede Türkçe yazmak çok zor oluyor.

Peki ne oldu da bugün yazmaya karar verdim? Çünkü Ogün bana muhteşem bir online araç gösterdi: Deasciifier. Ben bu yazıyı İngilizce klavye ile, Türkçe karakterler olmadan yazıyorum. Sonrasında yazının ham halini Deasciifier’a yapıştırıyorum ve Türkçe karakterler eklenmiş haliyle çıktısını alıyorum. Yazmamak artık canıma tak etmişti, 100 Euro verip Apple’dan Türkçe klavye satın alacaktım. Bu muhteşem araç tüm sorunlarımı çözdü. Üstelik çok da iyi çalışıyor ve nerdeyse hiçbir şekilde elle müdahaleye ihtiyaç duymuyor. Bir nevi Grammarly Türkçe. 🙂 Oh be!

Böyle bir aracın var olmasını sağlayan Dr. Deniz Yüret’e, Mustafa Emre Acer’e ve Zekeriya Koç’a teşekkürler!

Kategoriler
Bade Pia Hayat

Tükenmişlik

Pandemide yaşamak çok zor. Pandemide, dilini bilmediğim bir ülkede yaşamak çok zor. Pandemide, dilini bilmediğim bir ülkede çocuk büyütmek çok zor. Pandemide, dilini bilmediğim bir ülkede, destek almadan çocuk büyütmek çok zor. Tükendik, hem de fazlasıyla. Bade’nin kreşe başlamasıyla beraber bir nefes aldık. Ama bu tükenmişliğin getirdikleriyle çok çabuk sinirleniyorum. Bade her şeyi kendi kendine yapmak istiyor. Bu her zaman mümkün olmuyor. Acelemiz olabiliyor, akşama kadar tükenen sabrım Bade’ye yeterli gelmeyebiliyor. Sesim yükseliyor. Sonrasında da gece boyu süren vicdan azapları geliyor.

Bazı eylemleri hızlandırabilmek için ona seçenek sunmaya başladım. Örneğin yatma hazırlığı yaparken lavaboya dayalı olan öğrenme kulesine çıkması gerekiyor. Bunu yapması gerekiyor ki elini yıkayalım, dişini fırçalayalım, günlük burun spreyini sıkalım. Öğrenme kulesine kendi tırmanmak istiyor. Çok güzel. Fakat binbir dil dökmeyle banyoya getirebildiğim Bade’yi bir de hızlıca öğrenme kulesine tırmanmaya ikna etmek o kadar kolay değil. Ben de sayısız kere “yavrum çık şu öğrenme kulesine” isteklerinden sonra ona iki seçenek sunmaya başladım: Üçe kadar sayıyorum. Eğer ben üç dediğimde kuleye tırmanmamış olursa, onu alıp kendim koyacağımı söylüyorum. Başlarda belki de inanmadığından, çıkmadı, ben de alıp kendim koydum. Söylediğimi yaptığımı gördükten sonra da tırmanmaya başladı.

Ben her akşam üçe kadar sayarken artık bitmiş, tükenmiş oluyorum. Artık bir sinir harbiyle, yüksek sesle üçe kadar saymaya başladım. Şu an bunları yazarken dahi vicdanım sızlıyor. Fakat Bade o kadar naif ki, o kadar çocuk ki, sinirlendiğimi belki de görmezden gelip bunu bir oyuna çevirdi. Artık bana kendi söylüyor, “baba üçe kadar saysın, Bade tırmansın,” diye istekte bulunuyor. Ben saymaya başlayınca koşa koşa öğrenme kulesine gelip, adeta bir önceki günkü Bade’yle yarışırcasına kuleye tırmanıyor. Başarınca da kahkahalarla gülüyor. Tükendim. Sabrım da tükendi. Vicdanım da sızlıyor. Ne yapmak lazım?

%d blogcu bunu beğendi: