Kategoriler
Almanya Hayat

Pazar

Pazar günlerini seviyorum. Almanya’ya taşındıktan sonra daha çok sevmeye başladım. Çünkü her yer kapalı. Markete gidemiyorsun mesela ve bence bu çok güzel bir şey. Alışveriş yapacaksan cumartesi gününden halledeceksin. Ama sonraki gün kafan rahat. Bir yere yetişmen gerekmiyor. Her ne kadar pazar günleri bütün Berlin dışarı aksa da gününü evde aylak aylak geçirebiliyorsun. Burdan Aylak Adam’a da selam olsun…

İlk defa 2011’de Lyon’a bir pazar günü inince tanışmıştım Avrupa’nın pazar günüyle. Nükleer savaş olmuş ya da şehir zombi istilasına uğramış gibiydi. Sokaklar bomboş, her yer kapalı. Berlin’in pazarına göre daha değişikti. Fakat konsept aynı: Pazar günü dinlenirsin. Bence tek pazar da yetmez, hafta ortasına da böyle bir gün lazım.

Pazar günleri Berlin’de aynı zamanda sessiz gün. Tıpkı diğer günlerde akşam 22 ile sabah 6 arasındaki sessiz uygulama gibi. Ama bizim evin ses yalıtımı iyi. Matkap hariç ses pek duyulmuyor. O yüzden o sessizlik bize pek geçmiyor. İçerde çamaşır makinesi ve kurutma makinesi çalışıyor. Bade şu an uyuyor ama uyanık olduğunda sessiz bir gün geçirmek zaten pek mümkün de değil. Uyansın, biz de dışarı çıkacağız. Eski kıyafetleri bağışlamak için yürüyeceğiz. Aylak pazar.

Kategoriler
Almanya Türkiye Yemek

T-Bone

Dünkü antrikot planım patladı. Biri benden önce davranıp o güzel (ve ucuz) organik antrikotu almış. Zaten bugün Rewe ana-baba günüydü. İlk defa girişte sepet almamı istediler; muhtemelen aynı anda içerde bulunan insan sayısını kontrol ediyorlar. Neyse ben de kilosu 20 Euro’dan T-Bone aldım. Yaklaşık 650 gram gelen bir parça. Yağ dağılımı hiç iyi değildi desem yerinde olur. Yine de döküm tava sağ olsun olabildiğince yumuşak yaptım, Bade de beğenerek yedi.

Bugün düşündüm de Türkiye’yle arada çok fark var. T-Bone’u Çanakkale’de kilosu 100 liraya alıyordum. Burda 20 Euro (170 TL). Türkiye’de alması zor. Burda pahalı bulsam da alırken pek düşünmüyorum. Üstelik Türkiye’deyken orta-üst seviye yaşıyordum. Burda direkt orta sınıfım.

Buna ek: Türkiye yıllar içinde çok değişmiş. Burda Egetürk diye bir marka var. Arada dana sosislerinden alıyoruz. 90’larda çocukluğumda yediğim Maret sosislerin tadını alıyorum. Belki o yüzden tadı çok güzel geliyor, bilmiyorum, ama tadı güzel be. Sosis yani sonuçta, işlenmiş bir et parçası. Fiyatlar artarken kalite o kadar düşmüş ki. Ne hale geldi, ne hale getirildi, ne hale getirdiler doğduğum yeri. Çok acı.

Kategoriler
Almanya Hayat Yemek

Son Tüketim Tarihi

Cumartesi akşamları steak günü. Bugün cuma; ben de yarın için marketten antrikot alacaktım. Baktım almak istediğim antrikotun son tüketim tarihi yarın. Almadım. Gidip yarın alacağım. Çünkü kilosunu 36 Euro’dan almak yerine yaklaşık 26 Euro’dan alacağım. Çanakkale’de kilosunu 80 liraya aldığım efsane Biga antrikotlarından sonra zaten moralim bozuk… Neyse.

Bunun ismi eskiden Son Kullanma Tarihi‘ydi. Şimdi yiyecek-içeçek özelinde düşününce Son Tüketim Tarihi daha mantıklı geliyor. Almanya’daki marketlerde hoşuma giden bir uygulama var: Eğer paketli bir ürünün son tüketim tarihi yaklaşmışsa, indirimli satıyorlar. Beni en çok ilgilendiren kısım et ve balık gibi ürünler. Almanya’daki et ürünlerini pahalı buluyorum. O yüzden de eğer aynı gün tüketeceksem bu indirimleri kaçırmamaya çalışıyorum.

Bu arada alacağım antrikot Rewe Bio markalı, yani organik. Çok ilginç bir şekilde kilo fiyatı Arjantin danalarınınkiyle aynı. Ve işin daha ilginci, etin yağ damarlanması Arjantin’den gelenlerden daha iyi. Dolayısıyla aynı fiyata yerel, organik ve daha güzel antrikot buldum. Edeka’nınkiler böyle değildi. Jungbullen’ler zaten yağsız. Yağsız antrikot mu olur arkadaşım? Edeka’nın organik antrikotunu da görmemiştim. Burda çeşit çeşit online kasap var ama eti de görmeden almak biraz piyango gibi geliyor. Şimdilik bu organik antrikot çok içime sindi.

Kategoriler
Almanya Başımdan Geçenler Hayat

Buzdolabı

Berlin bu aralar bayağı soğuk seyrediyor. Bir haftayı geçti, sıcaklık 0’ın üstüne çıkmadı. -15 civarı dereceleri gördüğümüz oldu. Bizim bir arka balkonumuz var. Türkiye’den getirdiğimiz buzdolabını oraya koyduk. Mutfağa bir buzdolabı koymuşlar ama küçük. Biz de küçük olanı günlük, balkondakini de depo olarak kullanıyoruz. Balkonda buzdolabı mı olur tabii? Cam balkon olunca sıkıntı olmadı.

Fakat cam balkon da olsa yine de hava alıyor. Dışarıya göre belki bir tık daha sıcaktır ama yine de soğuk. Ben de geçen buzdolabını açınca şok oldum. İçindekiler donmuş. Buzluktan bahsetmiyorum. Normal buzdolabının içindeki su, balık, avokadodan bahsediyorum. Görünce yaşadığım şok biraz komik aslında, neticede buzdolabı içinde bulunduğu ortamla bir çalışıyor. Isıttığı havayı dışarı veriyor. Yine de oturup tam sistematiğini araştırmadım tabii; fakat böyle havalarda pek de depo gibi kullanılması mümkün değilmiş.

Kategoriler
Hayat Yorum

Aralıklı Oruç

Kendime küçük bir hedef koydum: 13 saat. Kullandığım uygulama Zero’daki en kolay hedef buydu. 2 haftadır sürdürüyorum. Ha ne faydası oluyor? Gece yemesini kestim. Akşam yemeğinden sonra başlatıyorum, artık sabah kahvaltıya ne zaman başlarsam. Gece atıştırmalarını kesmek rahatsız edici olabiliyor, ama sabaha da güzelce acıkmış oluyorum. Hedef 13 saat olunca yapması da kolay oluyor. Çoğunlukla da 14-15 saatten önce kahvaltıya başlayamıyorum zaten.

Daha önceki aralıklı oruç denemelerimde direkt olarak 16 saatten başlamıştım. Sonra gaza gelip 18 saati standart haline getirmiştim. 19-20 saatleri de gördüğüm oluyordu. Bu da eninde sonunda vücudumun ve aklımın erken yorulmasına sebep oldu. Bir ya da iki gün bu kadar uzun süreler aç kalmak sorun değil. Fakat özellikle yeni başlayan biri için sürdürülebilir değil. Ben de şu anda sürdürülebilirin peşinden gitmeye çalışıyorum.