Kategoriler
Araba Gezi Türkiye

Araç Yıkama

Kendimi bildim bileli arabam olmasını istedim; 2015’ten beridir de bir şekilde arabamız var. Almanya’da yaygın olmayıp da Türkiye’de yaygın olan şeylerden biri araç yıkamacılar. Götürüyorsun, aracını anahtarıyla beraber veriyorsun, 1-2 saat sonra dönüp iç-dış yıkanmış aracını geri alıyorsun. Bir yandan güzel, öte yandan anksiyete sebebi. Güzel, çünkü tozdan artık görünmeyen aracını almaya gittiğinde parladığını görüyorsun. Anksiyete sebebi, çünkü anahtarıyla beraber aracı yıkamacının inisiyatifine bırakıyorsun. Bu yıkamacı da her zaman tanıdık olmuyor.

Bugüne dek üç farklı arabamız oldu. İlki 10 yaşında bir Ford Fiesta idi. Güzel arabaydı ve ucuza almıştık. Yine de yıkamacıya bırakırken anksiyete yaşadım. Sonra 8 yaşında bir Volkswagen Passat’a geçiş yaptık. Passat’ta da aynı anksiyeteyi yaşadım; fakat genelde AVM içindeki yıkamacıya götürüyordum. Çanakkale’ye Starbucks’ta çalışmaya gidiyor, o sırada da arabayı yıkatıyordum. Fakat şimdi en büyük anksiyeteyi yeni arabayla yaşıyorum: Sıfır yaşında bir Volkswagen Golf; Almanya plakalı.

Öte yandan bu anksiyeteyi hafifleten güzel bir araç özelliği de var: Golf’un içinde internete bağlanabilen bir sim kart var. Bir de GPS özelliği var. Şu an araç yıkamada, ben de bu satırları evden yazıyorum. Telefonumu açıp aracın gerçekten nerde olduğunu, belirli bir km sürülüp sürülmediğini görebiliyorum. Bu tabii ki arabaya yapabilecekleri şeylerin listesini daraltmıyor, ama en azından arabayı alıp bir yerlere gitseler bunu anlık olarak görebilir ve ona göre sonraki eylemime karar verebilirim.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: